Türk Dili ve Edebiyatı 2 Konu Anlatımı

1. ÜNİTE:ROMAN
2. ÜNİTE: TİYATRO
3. ÜNİTE: BİYOGRAFİ -OTOBİYOGRAFİ
4. ÜNİTE: MEKTUP / E-POSTA
5. ÜNİTE: GÜNLÜK / BLOG

 

ÜNİTE 1: ROMAN

 

Neriman’ın burada dinlediği olay hayatını değiştirir, dinlediği bu olayla kendi hayatı arasında büyük bir benzerlik bulur. Gittiği yolun yanlış olduğunu, mutlu olmak için sadece paranın ve medeniyetin yeterli olmadığını, iç huzurun da gerektiğini anlar. Balodan da Macit’ten de vazgeçer. Doğu medeniyeti ürünü olarak düşündüğü ve bir kenara bıraktığı udunu tekrar eline alır. Herkes Neriman’ın eski hâline dönmesinden çok mutludur.)

Peyami SAFA, Fatih-Harbiye

Roman Türünün Genel Özellikleri

Hem bir tür hem de bir anlatım biçimi olan roman; yaşanmış ya da yaşanabilir olayların insan, yer, zaman çerçevesi içinde anlatıldığı edebî metin türüdür. Modern zamanların bir anlatı türü olan romanın kendine özgü bir mantığı, yapısı ve kurgusu vardır.

Roman türünün ilk örneğini XVI. yüzyılda İspanyol yazar Miguel de Cervantes (Mişel dö Servantes), Don Kişot adlı eseriyle vermiştir.

Türk edebiyatında ilk çeviri roman örneği; Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği “Telemak” adlı eserdir. İlk Türk romanı ise Şemseddin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat” adlı eseridir.

1910’dan sonra millî duyguların ağır basmasıyla birlikte millî romanlar yazılmaya başlar. Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye, Reşat Nuri Güntekin’in “Çalıkuşu” adlı romanları bu dönemin örneklerindendir. Çoğunlukla Kurtuluş Savaşı’nı konu edinen bu romanları, ulusal modernleşme hareketinin etkisiyle “köy romanı” takip eder. 1960 sonrasında ise toplumcu romanlar yazılmaya başlanır.

Konularına Göre Roman Türleri

1. Sosyal Roman: Toplum sorunlarını konu alan romanlardır. Bu romanlar; olaylara bilimsel verilerle yaklaşan “tezli roman”; toplumdaki inanç ve gelenekleri anlatan “töre
romanı” ve olayları eleştiren “yergi romanı” olarak üçe ayrılır. Victor Hugo “Sefiller”, Emile Zola “Meyhane” adlı romanlar tezli romanlara; Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanı yergi romanına, Halide Edip Adıvar’ın “Sinekli Bakkal” romanını ise töre
romanına örnek olarak verebiliriz.

2. Tarihî roman: Konularını tarihten, tarihe mal olmuş kişilerden alan romanlardır. İlk örneği Walter Çat’ın (Voltır Skat) “Vaverley” adlı eseridir. Türk ve dünya edebiyatında; Gogol “Toros Bulba”, Victor Hugo “Noturdam de Paris”, Alexander Dumas “Monte Cristo” ve “Üç Silahşörler”, Namık Kemal “Cezmi”, Tarık Buğra “Küçük Ağa”, Kemal Tahir “Devlet Ana”… romanları bu türde romanlardır.

3. Macera (Serüven) romanı: Günlük yaşamda her zaman rastlanmayan, şaşırtıcı, sürükleyici, esrarengiz olayları anlatan romanlardır. Bu tür romanlar “polisiye ve egzotik romanlar” olarak ikiye ayrılır. Agahta Christie “Sessiz Tanık”, Ahmet Ümit “Bab-ı
Esrar”, Piyer Loti “İzlanda Balıkçısı”, Jules Verne “İki Sene Mektep Tatili”, Daniel Defoe “Robinson Crouse”, Ahmet Mithat Efendi “Hasan Mellah”, Peyami Safa “Cingöz Recai” adlı eserler örnek olarak verilebilir.

4. Psikolojik roman: Ruhun derinliklerine inerek bilinçaltındaki gizemli isteklerin açığa vurulduğu romanlardır. İlk örneği, Madame De La Fayette’nin “Prencesse De Clevs” adlı romanıdır. Dostoyevski “Suç ve Ceza”, Mehmet Rauf “Eylül”, Peyami Safa
“Matmazel Noraliya’nın Koltuğu” gibi eserleri örnek olarak sayabiliriz.

Romanın Yapı Unsurları

1. Olay: Romanda yaşanan ya da yaşanabilir olaylar ele a lınabilir. Olaylar birbirini destekleyen sebep-sonuç ilişkisi içinde gelişme gösteren bir düzen oluşturur. Ancak klasik romanlarda olduğu gibi olaylar, her zaman kronolojik sıra içinde ileriye doğru olmayabilir.

2. Zaman: Romanda olay/olaylar mutlaka bir zaman dilimi içerisinde geçer. Bütün romanlar insanı tek başına değil, başka insanlarla ilişkisi bulunan, geçmişi ve geleceği olan bir varlık olarak ele alır.

3. Mekân: Mekân, romanda olayların geçtiği yerdir.

4. Kişiler: Roman kişiler üzerine kurulur. Bu kişilerin en önemli özelliği toplumda rastlanabilir nitelikte olmalarıdır.

Kişiler; tip ve karakter olmak üzere iki gruba ayrılır.

 

Tip Karakter
• Tek bir özellik taşır.
• Bulunduğu toplumun izlerini ve
özelliklerini taşır.
• Dramatik aksiyondan ya da
çatışmalardan etkilenmez.
• Değişmez ve gelişemez, tüm hikâyede
aynı görevi üstlenir.
• Dürüstlük, adil olma, şahsi menfaatlerini
toplumun çıkarlarının gerisine atma…
gibi özelliklere sahiptir.
• Birçok özelliği ve boyutları vardır.
• Kendine özeldir.
• Dramatik aksiyonun en önemli
ögesidir.
• Dramatik aksiyon ve çatışmalardan
etkilenir

Romanda Anlatıcı ve Bakış Açıları

1. Hâkim Bakış Açısı (İlahi/Tanrısal bakış açısı), Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı: 

Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır bu nedenle “yazar-anlatıcı” da denir

2. Kahraman Bakış Açısı, Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı

Kahraman anlatıcı, aynı zamanda olay örgüsünün bütün yükünü üstlenen asıl kahraman olabileceği gibi daha da geri planda yer almış kahramanlardan biri de olabilir. Her zaman kendi yaşadıkları, bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır.
Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikâyeler, çoğunlukla “otobiyografik” karakterlidir. Yazar, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur.

3. Gözlemci Bakış Açısı (Ben ya da O) Anlatıcı
Gözlemci anlatıcı, tarafsız bir şekilde okuyucuya olayları nakleder. Bir “yansıtıcı” konumundadır. Çok daha az bilgilidir

Romanda Kullanılan Anlatım Teknikleri

Anlatma (Tahkiye): Bu teknik, hâkim bakış açısı ile oluşturulur. Yani anlatıcı kahramanlardan birisi değildir. Anlatmaya bağlı metinlerde başvurulan temel anlatım tekniklerinin en eskisidir.

Gösterme: Bu yöntemde roman kişilerinin iç dünyalarının verilmesi amaçlanır. Gösterme yöntemi, sadece figürlerin psikolojik boyutlarını aktarmak, net bir anlatımla sunmak işlevini gerçekleştirir. Anlatıcı bu yöntemde kendini devre dışı bırakır. Okuyucuyu anlattığı figür ile karşı karşıya getirir.

Özetleme: Bu teknik, çok uzun süren bir zamanın kısa anlatımıdır. Zaman atlaması ve genellemeler çevresinde oluşur.

Geriye dönüş: Kahraman olmayan anlatıcı tarafından ilahi bakış açısıyla ya da kahramanın bir diyalog aracılığıyla kendi geçmişini kendi bakış açısıyla aktarmasıdır.

İç çözümleme: Anlatıcı ve onun hakim bakış açısıyla kurulur. Bu teknikte anlatıcı, karakterin zihnine rahatça nufüz eder. Onun düşüncelerini “diye düşündü” şeklinde edilgenleştirerek anlatır.

Bilinç akışı: Bu teknikte karakterin aklından geçen düşünceler bütün karmaşıklığıyla ve herhangi bir sıra olmadan okuyucuya verilir. Cümleler genellikle uzun ve karmaşık olur.Dil bilgisi kurallarına, çoğu zaman imlaya bile gerek duyulmaz.

Parodi (Yansılama): Mizah oluşturmanın temel unsurlarından biri olan parodi; metinler arasılık yoluyla aktarılan metin yoluyla gülünç ve mizahi bir durum oluşturmayı sağlayan anlatım tekniğidir.

Pastiş (Öykünme): Bu teknik, bir yazarın dil ve anlatım özellikleri, sözleri taklit edilerek gerçekleşir. Bir başka deyişle bir yazarın dil ve anlatım özelliklerine, alay etmek amacıyla onu çağrıştıran bir biçimde öykünmedir.

İroni, söylenmek istenen şeyin tersini söyleyerek eleştirmektir.

Hikâye-Roman Farkı

  • Hikâye türü, romandan daha kısadır.
  •  Hikâyede temel öge olaydır. Romanda ise temel öge karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
  • Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
  • Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
  • Hikâyede, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
  • Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.

Peyami Safa (1899-1961):

Türk edebiyatında roman, öykü, fıkra yazarı olarak tanınmıştır. Yapıtlarında olaya değil, psikolojik
tahlillere ve ruh çözümlemelere ağırlık vermiştir.

Eserleri:
Roman: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Sözde Kızlar, Fatih-Harbiye, Yalnızız, Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Bir Tereddüdün Romanı, Biz İnsanlar, Canan, Mahşer, Şimşek,
Atilla, Bir Akşamdı.
Öykü: Karanlıklar Kralı, İstanbul Hikâyeleri, Bir Mekteplinin Hatıraları, Gençliğimiz
Süngülerin Gölgesinde, Aşk Oyunları, Ateş Böcekleri.

Dil Bilgisi

Zamirler (Adıllar)

Zamirler; adların yerlerini tutan, kişileri ve nesneleri temsil veya işaret ederek karşılayan kelimelerdir. Varlıkları ifade ederken onların ismini söyleriz: Ayşe, kalem, masa, ağaç vb. “Ayşe hikâyeyi yazdı.” cümlesini bazen varlığın yerine farklı kelime kullanarak ifade ederiz, örneğin “Ayşe onu yazdı.” dediğimizde “onu” kelimesinin “hikâye” kelimesinin yerine kullanıldığını anlarız. İsmin yerine kullanılan kelimelere zamir adı verilir.

 

A. Kelime Hâlindeki Zamirler B. Ek Hâlindeki Zamirler
1. Kişi (Şahıs) Zamirleri
2. İşaret Zamirleri
3. Belgisiz Zamirler
4. Soru Zamirleri
1. İyelik Zamirleri
2. İlgi Zamiri

A. Kelime Hâlindeki Zamirler
Kendi aralarında kişi, gösterme, belgisiz ve soru olmak üzere dörde ayrılır

1. Kişi (Şahıs) Zamirleri
Kişi zamirleri, varlıkları kişi olarak temsil eden ve kişi adlarının yerine geçen zamirlerdir. Bütün varlıklar teklik ve çokluk biçimleri ile üç şahısta toplanır.

Teklik 1. şahıs: ben      Çokluk 1. şahıs: biz
Teklik 2. şahıs: sen      Çokluk 2. şahıs: siz
Teklik 3. şahıs: o          Çokluk 3. şahıs: onlar
Örnek: Bunlar hayal ama mahallemi ben böyle seviyorum işte!

Kişi zamirlerinin yerine kullanılabilen ancak esas olarak kişi zamirleriyle birlikte kullanılarak cümledeki anlamı pekiştiren “kendi” zamirine “dönüşlülük zamiri” denir

2. İşaret (Gösterme) Zamirleri
Varlıkların adını söylemeden, onları işaretle göstermeye yarayan kelimelere işaret zamiri denir. “Bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, buraya, şuraya, oraya, burası, şurası, orası, öteki vb.” işaret zamirleridir.
Örnek: Çok kitap okurum ama onu daha önce okumamıştım.

3.Belgisiz Zamirler
İsimlerin yerini belli belirsiz, kesin olmayacak şekilde tutan zamirlerdir. Hangi varlığın yerini tuttukları açıkça belli değildir. Başlıca belgisiz zamirler şunlardır: bazısı, kimi, çoğu, hepsi, birkaçı, birçoğu, tümü, tamamı, herkes, hiçbiri, biri, falan, şey …
Örnek: Senin yerine başkası yazmanlık yapsın.

4.Soru Zamirleri
İsimlerin yerini soru yoluyla tutan kelimelere soru zamiri denir. “Ne, kim, kimi, hangisi, kaçı, nereye, nerede, nereden vb.” kelimeler soru zamirleridir.
Örnek: Seni tüm gün kim aradı?

 

B. Ek Hâlindeki Zamirler

1. İyelik (Aitlik) Zamirleri
Ek hâlinde olup getirildiği ismin hangi kişiye ait olduğunu bildirir. Bunlar aynı manda iyelik ekleridir.
1. tekil şahıs iyelik eki -(i)m defterim
2. tekil şahıs iyelik eki -(i)n defterin
3. tekil şahıs iyelik eki -ı, -i, -u, -ü, -(s)ı, -(s)i, -(s)u, -(s)ü defteri
1. çoğul şahıs iyelik eki -(ı)mız, -(i)miz, -(u)muz, -(ü)müz defterimiz
2. çoğul şahıs iyelik eki -(ı)nız, -(i)niz, -(u)nuz, -(ü)nüz defteriniz
3. çoğul şahıs iyelik eki -ları, leri defterleri

2. İlgi Zamiri
İlgi zamiri “ki” ekidir. Bu ek, isim tamlamalarında tamlayana gelerek tamlanan olan
ismin yerine geçer. Kısaca ilgi eki olan “-ki” bir ismin yerine geçerse ilgi zamiri olur. Bu
zamir kendinden önceki kelimeye bitişik yazılır.
Örnek: Ben şemsiyemi evde unuttum, seninkini alsak mı? Bu cümlede “şemsiye” kelimesi iki kere tekrarlanmayarak “-ki” eki “şemsiye” kelimesinin yerine kullanılmıştır. “-ki”
eki ismin yerine kullanıldığı için ilgi zamiridir.

 

ÜNİTE 2: TİYATRO

Tiyatro, yaşamdan bir kesiti sahnede seyirciler önünde canlandırma sanatıdır. Tiyatro metni sahnede seyirci önünde oynanmak için yazılır.

Olaylar yazarın ağzından anlatılmaz, oyuncular tarafından izleyiciler önünde canlandırılacak şekilde yazılır.

Türk Edebiyatında Batılı anlamda sahne tiyatrosu Tanzimat Dönemi’nde görülür. İlk oyunlar önce çeviri daha sonra adapte ve telif eserlerdir.

Şinasi, Batılı anlamda ilk tiyatro eseri olan “Şair Evlenmesi”ni yazmıştır. Ahmet Vefik Paşa, Namık Kemal, Âli Bey, Teodor Kasap, Abdülhak Hâmit Tarhan ve Recaizade Mahmut Ekrem tiyatro türünde eser veren sanatçılarımızdan bazılarıdır.

II. Meşrutiyet Dönemi’nde de tiyatro çalışmaları sürmüş, ancak başarılı eserler Cumhuriyet Dönemi’nde verilmiştir. Müsahipzâde Celâl, Vedat Nedim Tör, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Haldun Taner, Turgut Özakman, Güngör Dilmen, Oktay Rıfat, Cevat Fehmi Başkut, Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet bu dönemde tiyatro eseri veren  yazarlarımızdan bazılarıdır.

Tiyatronun Yapı Unsurları

Tiyatrodaki olay örgüsüne dramatik örgü denir. Dramatik sanatın temeli çatışmadır. Olayların dekor ile canlandırıldığı mekâna yer denir. Göstermeye dayalı bir tür olan tiyatronun yazım tekniği, anlatıya dayalı edebî türlerden farklıdır.

Tiyatro metinlerinde mekânın özellikleri sahnelerin başında verilir. Kişilerin hareketleri ise ayraç içinde geniş zaman kipiyle gösterilir.

Tiyatroda yer alan diyalog ve monologlar yalın, anlaşılır, kolay söylenebilecek nitelikte olmalıdır. Bir oyun veya filmin başlıca bölümlerinden her birine sahne denir. Aşama aşama gelişen tiyatronun her aşaması bir sahnedir.

Tiyatro metinlerinde kişiler; cinsiyetleri, isimleri, yaşları, unvanları, işleri ve birbirleriyle olan ilişkileri şahıslar listesi hâlinde eserin başında verilir. Ayrıca metin içinde kişiler, repliklerinin başında büyük harflerle adlarıyla belirtilir. Tiyatroda olay dizisini ortaya çıkaran temel ögeler serim, düğüm ve çözümdür.

Trajedi: Seyircide acıma ve korku duyguları uyandırarak ruhu tutkulardan temizlemek amacıyla yazılan ve kendine özgü katı kuralları olan tiyatro türüdür.

  • Kahramanları soylu kişilerdir.
  • Erdeme ve ahlaka değer verilir.
  • Konular tarihten ve
    mitolojiden alınır.
  • Vurma, yaralama ve öldürme gibi olaylar sahnede seyircilerin gözleri önünde sergilenmez; olaylar seyirciye hissettirilir.
  • Kaba sözlere yer verilmez.
  • Beş bölümden oluşur ve manzum olarak yazılır.
  • Üç birlik kuralına uyulur.

Komedi: İnsanların ve olayların gülünç taraflarını ortaya koyan sahne eseridir. Amacı, kişilerin ya da toplumun gülünç yanlarını ortaya koyarken seyirciyi güldürme yoluyla düşündürmek ve doğru yola yöneltmektir. Kahramanları, genellikle halkın arasından seçilir. Her türlü kaba söze ve şakaya yer verilir.

  • Konular günlük hayattan alınır.
  • Kavga ve yaralama gibi eylemler sahnede canlandırılır.
  • Beş bölümden oluşur.
  • Manzum olarak yazılır.
  • Üç birlik kuralına uyulur.

Dram: Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada bulunduran tiyatro türüdür.

  • Karakterler, halkın her kesiminden olabilir.
  • Olaylar, günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir devrinden seçilebilir.
  • Vurma ve öldürme gibi acı veren olaylar sahnede oluş hâlinde gösterilebilir.
  • Perde sayısı oyun yazarının isteğine bağlıdır. Hem şiir hem de düzyazıyla yazılabilir.
  • Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.

ÜNİTE 3: BİYOGRAFİ -OTOBİYOGRAFİ

Biyografiye, yaşam öyküsü de denebilir. Bir kişinin yaşamını anlatmayı konu alan edebiyat türüdür. Yazarın kendi yaşamını anlattığı otobiyografiler de bu türün içinde yer alır. Biyografi kişisel anılara ya da araştırma sonucu edinilmiş sözlü ve yazılı malzemelerin düzenlenmesine ve yorumlanmasına dayandığı için tarihin bir dalı olarak da görülebilir.

Biyografi türünün ilk örnekleri arasında “tercüme-i hâl” denilen Hz. Muhammed’in hayatı üzerine kaleme alınan “siyer” kitaplarını verebiliriz.

Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de “edebî biyografi”  ya da “biyografik roman” denir.

Otobiyografi (öz yaşam öyküsü),bireyin kendi hayatını; geçmiş ve şimdiki yaşantısı ile geleceğe ilişkin planlarını yazılı olarak anlatmasıdır. Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini, başarılarını ayrıntılarıyla ele alan veya bilimsel bir alanda özel bir konu ya da sorun üzerine yazılan inceleme yazısına monografi (tek yazı) denir.

Portre, bir kimseyi karakteristik özellikleriyle okuyucuya tanıtmak amacıyla yazılan edebî yazılara denir. Kişinin sadece dış görünüşünün (boyunun, yüzünün, giyinişinin, hareketlerinin…) anlatıldığı portreye fizikî portre; iç dünyasının, alışkanlıklarının, duygularının, fikirlerinin, zayıf taraflarının anlatıldığı portreye ruhî portre (tinsel, moral portre) denir. Çoğu zaman fizikî portre ile ruhî portre iç içe verilir.

Biyografi ve Otobiyografi Tarzında Yazılan Eserler

Biyografi ve otobiyografi tarzı hikâye ve romanlarda biçim olarak benimsenmiştir.
Sanatçılar, bazı hikâyelerinde tanıdıkları kişilerin ya da kendi hayat hikâyelerinden kesitler sunarak biyografi ve otobiyografi tarzından faydalanmıştır.

Necati Cumalı (Viran Dağlar); Hıfzı Topuz (Gazi ve Fikriye); Ayşe Kulin (Adı Aylin, Füreya, Köprü, Türkan, Veda-Esir Şehirde Bir Konak); Beşir Ayvazoğlu (Bozgunda Fetih Rüyası); Attilâ İlhan (Allahın Süngüleri-Reis Paşa, Gazi Paşa); Sadık Yalsızuçanlar (Gezgin, Cam ve Elmas, Anka); İskender Pala (Şah ve Sultan); Sinan Yağmur (Aşkın Gözyaşları) biyografik tarzda yazılmış romanlara örnek olarak gösterilebilir.

Necip Fazıl Kısakürek (Kafa Kâğıdı); Abidin Dino (Kısa Hayat Hikâyem), Aziz Nesin (Böyle Gelmiş Böyle Gitmez), Şevket Süreyya Aydemir (Suyu Arayan Adam) otobiyografik tarda yazılmış romanlara örnek olarak gösterilebilir.

Tezkireler, belli bir meslekte tanınmış kişilerin, başta şairler olmak üzere, hattatların, mimar, musiki ustaları… hayat ve sanatlarından söz eden eserdir. Bunların şairlerden söz edenine şuara tezkiresi denir. Tezkire türünün ilk örneği Ali Şir Nevai’nin “Mecalisü’n-Nefais” adlı eseridir.

Öz geçmiş (Curriculum Vitae (CV)), bir kişinin geçmişteki eğitim durumlarını, başarılarını, deneyimlerini, çalışma hayatındaki tecrübelerini net ve açık bir dille anlattığı yazıya öz geçmiş denir. Beceriler, deneyimler, eğitim durumu, iş tecrübesi vb. ile ilgili konularda hazırlanan kişiye ait özet bilgidir. Öz geçmiş, işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır.

ÜNİTE 4: MEKTUP/E-POSTA

Mektup Türünün Genel Özellikleri
Mektuplar, insanların duygu ve düşüncelerini, çevrelerinde olup bitenleri, uzaklardaki yakınlarına samimi bir üslupla kâğıda dökerek anlattıkları yazılardır. Mektuplar yazıldıkları dönemlere ışık tutan önemli belgeler, tarihî kaynaklardır.

Dünyada olduğu gibi bizde de mektubun önemli bir yeri vardır.

Fuzuli’nin Şikâyetname’si bu türün ilk örneğidir. Ayrıca tarihî şahsiyetler arasında da mektup yazma geleneği vardır:

Kanuni ile Hürrem Sultan, II. Beyazıd ile Cem Sultan arasındaki mektuplaşmalar vb.

Divan edebiyatında mektup denildiğinde akla ilk gelecek eserler münşeatlardır. Divan edebiyatında nesir biçimindeki yazıya inşâ, nesir yazarına da münşi denir. Nesir hâlindeki yazıların bir araya toplanmasından meydana gelen eserlere ise münşeat denir.

Bağımsız bir tür olarak Türk edebiyatında özel mektupların herhangi bir yazı veya kitap içinde veya bir kişiye ait toplu olarak yayımlanması da yine Tanzimat Dönemi’ndedir.

Mektup, Cumhuriyet Dönemi’nde daha da yaygınlaşmıştır.

Özel mektuplar, resmî mektuplar, iş mektupları ve elektronik mektuplar olmak üzere dört tür mektup vardır.

Özel mektuplar; birbiriyle yakın tanış insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır. İsteğe bağlı yazılabilir. Bu tür mektuplarda doğal ve samimi anlatım ön plandadır.

Sanatçı ve edebiyatçıların daha çok genel konular üzerinde yazdıkları özel mektuplara ‘edebi mektup’ denir.

Özel Mektupların Biçim Özellikleri Şunlardır

  1.  Mektup, temiz ve düzgün bir kâğıda, siyah ya da mavi mürekkepli bir kalemle yazılır.
  2. Mektubun yazıldığı yer ve tarih, kâğıdın sağ üst köşesine yazılır.
  3.  Mektup bir hitap sözüyle başlar. Bu hitap, mektup yazılan kişiyle mektubu yazan kişi arasındaki özel durum dikkate alınarak belirlenir. Örneğin, “Sevgili Kardeşim,”
  4.  Mektubu yazan kişinin ismi mektubun sağ alt köşesine yazılır; ismin yazıldığı yerin
    üstüne imza, atılır.
  5. Mektubu yazan kişinin adresi sol alt köşeye yazılır
  6. Zarfın üzerine gönderenin adresi sol üst köşede, alıcının adresi ise sağ alt köşede yer alacak şekilde yazılır. Adreste yer alan her kelime büyük harfle başlar ve adres bilgileri okunaklı bir yazıyla yazılır.

Resmî mektuplar; devlet kurumlarının aralarında veya kişilerle devlet kurumları arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda anlatım ciddi ve saygılıdır. Konu dışındaki bilgi ve istekler yer almaz. Dilekçeler bir tür resmî mektup olarak da kabul edilebilir.

İş mektupları; özel kurumların arasında veya kişilerle kurumlar arasında yapılan mektup yazışmasına iş mektubu denir. Kısaca ticari bir konuda bir dileği bildirmek için yazılan mektuplardır.

Elektronik posta (e-posta); e-posta elektronik posta veya elektronik mektup şeklinde ifade edilebilir. Kısaca Genel Ağ üzerinden gönderilen dijital mektuplara e-posta denir. Bilgisayarlar ve insanlar arasında bilgi alışverişini sağlayan ve en yaygın kullanılan Genel Ağ uygulamasıdır.

ÜNİTE 5: GÜNLÜK / BLOG

Günlük

Bir kimsenin yaşadığı önemli olayları, duygu ve düşüncelerini günü gününe tuttuğu, üzerine tarih attığı yazılara ve bu yazılardan oluşturulan eserlere günlük adı verilir.

Günlük yerine “günce, jurnal, ruzname, muhtıra, hatıra defteri” de kullanılır.

Kişisel hayatı konu alan bilgilendirici metinlerden biri olan günlükler; birinci kişi ağzından yazılan, kısa ve öznel yazılardır. Yazarının kişiliğini, görüşlerini ve iç dünyasını yansıtan günlükler içten ve inandırıcı bir anlatıma sahiptir.

Günlükler, yazarının yaşamına, yaşadığı döneme ayna tutar. Günlüklerde konuşma diline yakın bir dil kullanılır ve anlatımda “öyküleyici” anlatım biçimi ve “iç konuşma” tekniğinden yararlanılır.

Bu   tür yazılarda gözlemin önemli bir yeri vardır. Günlükler içe dönük ve dışa dönük olmak üzere ikiye ayrılır. İçe dönük günlük, kişilerin duygularını anlattığı günlüklerdir. Dışa dönük günlükler, dış dünyadaki olayların anlatıldığı günlüklerdir.

Kimi roman ve öykülerde “günlük”, bir anlatım biçimi olarak kullanılabilir.

Blog

Kişisel gözlemlerden ve diğer kaynaklardan yapılan alıntılardan oluşan, genellikle bir kişi tarafından yürütülen ve çevrimiçi bir günlük, sıklıkla güncellenen İnternet sitelerine blog denir.

Bloglar, haber ve bilgilenme kaynağıdır. Kişiler, bu sitelerinde çeşitli konularda bilgi ve düşüncelerini, deneyimlerini ve yorumlarını paylaşırlar.

Bloglar sanat, bilim ve teknoloji, politika, spor, eğlence, dedikodu, yeni eğilimler, moda, sağlık gibi akla gelen her konuda oluşturulabilir.

Kullanım amaçlarına göre başlıca blog türleri şunlardır: kişisel bloglar, temasal bloglar, topluluk blogları, şirket (kurumsal) blogları, basın-yayın blogları.

Bloglar, farklı bölümlerden oluşur: blog sahibinin profili (hakkımda bölümü), arşiv (geçmiş yorumlar, mesajlar), mesaj yazma ve okuma alanları…

Blog yazarının bloguna koyduğu herhangi bir içerik, görüntü, hareketli görüntü (gif), metin iletisi (gönderi) adıyla nitelenmektedir.

Gönderiler, ters kronolojiyle düzenlenir. Blog okurlarının bu mesajlara çeşitli biçimlerdeki içeriklerle yanıtları ise yorum (comment) olarak adlandırılmaktadır. Blog yazarı profil bölümünde kısaca kendini tanıtır. Blog sayfaları, kendilerine has tasarım ögeleri, görsel malzeme kullanımı, içerik ve dil özelliklerine sahiptir.

Bir blog sayfası güncel ve özgün olmalıdır. Bloglarda üslup, içerik ve tasarım kişiye özeldir. Dil ve anlatım blogun türüne göre çeşitlili gösterir