Türk Dili ve Edebiyatı 3 Konu Anlatımı

1. ÜNİTE:GİRİŞ
2. ÜNİTE: HİKÂYE
3. ÜNİTE: ŞİİR
4. ÜNİTE: DESTAN / EFSANE

ÜNİTE 1: GİRİŞ

TARİH–EDEBİYAT İLİŞKİSİ

Tarih bilimi veya tarihçi, genelde insanlığın, özelde toplumların geçmişte karşı karşıya kaldığı önemli olayları ayrıntısına girmeden konu edinir. Edebiyat ise daha çok tarihin anlatmadığı sıradan kişi ve olaylarla, bunların bıraktığı izlerin ayrıntılarıyla ilgilenir.

Tarih, pek çok savaştan sebep ve sonuçlarıyla birlikte söz ederken edebiyat, bu savaşların toplum hayatında yarattığı acıları örnek olaylardan kesitler kurgulayıp canlandırarak ele alır.

 

Edebiyatın Dinle İlişkisi

Türk edebiyatının her döneminde dinin etkisi görülür. Diğer dinlerde de özellikle dinî metinlerdeki ifadeler ve din adamlarının etkileyici konuşmaları edebiyata katkı sağlamıştır. İslam’ın gelişine kadar olan dönemlerde de destanlarda dinî etki ağır basar.

Ayrıca bu dönemlerde yine ilahiler de vardır. Yani din, edebiyat üzerinde etkilidir. İslamiyet’in geldiği dönemdeki şiirlerde de dinin etkisi vardır.

Türklerin İslam’ı kabul etmeleriyle birlikte Türk edebiyatı da ciddi bir değişim geçirmiştir. Bu değişim hem biçimde hem de içerikte kendini göstermiştir. Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılan Divanı Lügati’t-Türk’ün giriş kısmı buna çok iyi bir örnektir.

 

Edebiyatın Tarih ve Dinle İlişkisi

Yazarlar, eserlerini oluştururken tarihin verilerinden yararlanırlar. Konusunu tarihten alan yüzlerce edebî eserin varlığı bunun en önemli göstergesidir.

Edebiyat, dinle de yakın ilişki içindedir. Türk edebiyatındaki dinî motiere örnek olarak; Göktanrı inancına sahip Göktürklerin, Göktürk Yazıtları’nda inançlarına dair özelliklerin yer almasını verebiliriz.

TÜRK EDEBİYATI TARİHİNİN DEVİRLERE AYRILMASI

  1.  İslamlığın kabulüne dek Türk edebiyatı;
  2.  İslam uygarlığı etkisi altında gelişen Türk edebiyatı;
  3.  Batı uygarlığı etkisi altında gelişen Türk edebiyatı.

Türk Edebiyatının Dönemlere Ayrılmasında Başlıca Ölçütler
1. Coğrafi değişim: Kavimler göçüyle birlikte Türklerin Orta Asya’dan batıya doğru yaptıkları göçlerle geniş bir coğrafyaya yayılmaları ve farklı coğrafi ortamlarda bulunmaları, Türk edebiyatını etkilemiştir.

2. Kültürel değişim: Türklerin tarih boyunca karşılaştıkları farklı kültürlerden etkilenmeleri Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında önemli bir ölçüttür. Türk edebiyatı, başlangıçtan günümüze kadar esas olarak üç farklı medeniyetin
etkisinde gelişmiştir: Orta Asya medeniyeti (Atlı göçebe-bozkır kültürü), İslam medeniyeti ve Batı medeniyeti.

3. Din değişimi: Türklerin Göktanrı (Şamanizm), Budizm, Manihaizm gibi dinlerden sonra İslam dinini benimsemeleri Türk edebiyatını derinden etkilemiştir. Özellikle İslamiyetin kabulü sonucunda hem içerik hem de şekil bakımından farklı bir edebiyat anlayışı ortaya çıkmıştır.

4. Dil değişimi: Coğrafi ve kültürel değişmelere paralel olarak Türkçenin lehçe ve şive ayrılıklarıyla birlikte çeşitli dallara ayrılması, Türk edebiyatının dönemlere ayrılmasında etkili olmuştur.

TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERİ

  1. İslamiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı
    • a) Sözlü Edebiyat Dönemi
    • b) Yazılı Edebiyat Dönemi
  2. İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı
    • a) Divan Edebiyatı
    • b) Halk Edebiyatı
      1. Anonim Halk Edebiyatı
      2. Âşık Edebiyatı
      3. Dinî-Tasavvufi Halk Edebiyatı
  3. Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı
    • a) Tanzimat Edebiyatı
    • b) Servetifünun Edebiyatı
    • c) Fecriati Edebiyatı
    • ç) Millî Edebiyat
    • d) Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

TARİHTEN BUGÜNE TÜRK DİLİ ALANI

Türk dilinin tarihî dönemleri: Altay Dil Birliği Dönemi, İlk Türkçe Dönemi-Çuvaş-Türk Dil Birliği Dönemi, Ana Türkçe Dönemi, Eski Türkçe Dönemi, Orta Türkçe Dönemi, Yeni Türkçe, Modern Türkçe Dönemi.

1) Altay Dil Birliği Dönemi

Türkçe-Moğolca, Mançu Tunguz ve Kore dillerinin ana bir dil oluşturduğu hipotetik, farazi bir dönemdir. Bu dönemin başlangıç ve bitiş tarihleri bilinmemektedir.

2) İlk Türkçe Dönemi-Çuvaş-Türk Dil Birliği Dönemi

Dönemin başlangıcı kesin olarak bilinmemekle birlikte; milattan önce birkaç bin yıllık dönemi kapsadığı tahmin edilmekte ve milat sıralarında sona erdiği düşünülmektedir. Türkçenin Ana Altaycadan ayrıldıktan sonraki ilk dönemi kabul edilebilir. Bu döneme Çuvaş-Türk dil birliği dönemi adı da verilmektedir.

3) Ana Türkçe Dönemi (Proto-Türkçe)

Milat sıralarında başladığı kabul edilen Ana Türkçe (veya Proto-Türkçe) dönemi ise Hun çağı ile ilişkilendirilmektedir.

4) Eski Türkçe Dönemi (6-10.yy.)

Eski Türkçe dönemi kendi içinde uzun bir dönemdir. Bu dönem bugünkü bilgilerimiz ışığında Türk dilinin en eski yazılı belgelerinin bulunduğu dönemi kapsamaktadır.

5) Orta Türkçe Dönemi (11-16. yy.)

Türklerin 10. yüzyılda İslamiyet’i kabul etmesiyle Eski Türkçe döneminden itibaren süregelen yazı dili geleneği değişmemiş, aynen devam etmiştir. (…) Orta Türkçenin başlangıç dönemini oluşturan ve yine Eski Türkçenin üzerinde temellenen Karahanlı Türkçesi, Karahanlı devletinin yazı dili idi. Karahanlıların İslam dinini kabul etmelerinden sonra başkent Kaşgar önemli bir kültür merkezi hâline gelmiştir. Söz varlığında Arapçanın ve Farsçanın etkileri artmıştır. Türk dili tarihi açısından en önemli iki eser Divan-ı Lügat’it-Türk ve Kutadgu Bilig’tir

6) Yeni Türkçe Dönemi (16. yy. ve sonrası)

Modern Türk yazı dilleri döneminin bir önceki saasını oluşturan Yeni Türkçe dönemi 16. yüzyıldan itibaren Türk dili alanında mahallî dil özelliklerinin mevcut yazı diline girmeye başladığı dönemdir. 20. yüzyıldaki modern Türk yazı dillerinin temelleri bu dönemde atılmaya başlanmıştır.

Türklerin tarih boyunca kullandığı alfabeler:

1. Göktürk Alfabesi: Göktürkler tarafından oluşturulan bu alfabe, 38 harfen meydana gelmektedir. Dördü sesli olup sekiz sesi karşılar, geri kalan harfler sessiz harftir. Sağdan sola doğru yazılır.

2. Uygur Alfabesi:  Uygurlar tarafından kullanılmıştır. 18 işaret ve sembolden meydana gelmiştir. 4 sesli harf geri kalan harer ise sessiz harf olarak bilinir. Sağdan sola ve harer birbirine bitişik olacak şekilde yazılır.

3. Arap Alfabesi: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra bu alfabe ön plana çıkmış ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesi 28 harftir ancak Türklerin kullandıkları 31 ile 36 harften meydana gelmektedir. Sağdan sola yazılır.

4. Kiril Alfabesi: Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra Türki Cumhuriyetlerin kavuştukları bağımsızlıklarıyla birlikte bugün yalnızca Kırgızistan ve Kazakistan gibi birkaç Türk devletinde kullanılan alfabedir. Kiril Alfabesi hem şekil hem sembollerden oluşur ve 38 harfdir. 11 sesli harfi olan Kiril alfabesi soldan sağa doğru yazılır.

5. Latin Alfabesi
1 Kasım 1928’de Latin alfabesinden, Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek “Türk harfleri” adıyla kabul edilmiştir. 8 sesli harf bulunur geri kalan ise sessiz harfir. Türkiye ve Avrupa Türkleri tarafından kullanılan bu alfabenin öğrenilmesi, kullanılan diğer alfabelere göre daha kolaydır.

ÜNİTE 2: HİKAYE

Dede Korkut Hikâyeleri (Kitab-ı Dede Korkut)

Oğuz Türklerinin diğer boylarla, Rum, Abaza ve Gürcülerle yaptıkları savaşlara ait destansı hikâyelerdir.
12 ve 13. yy.da oluşmaya başlamış, 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Hikâyelerin yazarı belli değildir. Dede Korkut Hikâyeleri’nin iki yazma nüshasının biri Almanya’da Dresden Kütüphanesinde diğeri ise Vatikan’dadır. Dede Korkut Hikâyeleri on iki hikâye ile bir ön sözden oluşmuştur.Hikâyelerde olaylar nesir, kahramanların duygu ve düşünceleri ise nazımla dile getirilmiştir. Arı bir dil kullanılmış ve olağanüstü olaylara yer verilmiştir.

Muharrem Ergin,1923 yılında Azerbaycan’ın Ahıska bölgesinde doğdu. 1943 yılında Balıkesir Lisesini ve 1947 yılında İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Bir süre öğretmenlik yaptıktan sonra mezun olduğu bölüme asistan oldu (1951). 1963’te doçent, 1971’de profesör oldu. Bölüm başkanlığı yaptı.

Eserleri: Dede Korkut Hikâyeleri-Dede Korkut Kitabı, Orhun Abideleri, Türk Dili Kompozisyon, Üniversiteler için Türk Dili…

Mesnevi: İran edebiyatından alınmış bir nazım biçimidir. Beyitlerden oluşan bu nazım biçiminde uyak örgüsü aa, bb, cc … şeklindedir. Beyit sayısı sınırsız olduğundan aruz ölçüsünün kısa kalıpları kullanılır. Bir şairin beş mesneviden oluşan eserler bütününe ‘’hamse’’ denir. Dünya edebiyatında ilk hamse sahibi sanatçı ‘’Nizami’’, Türk edebiyatında ise Ali Şir Nevai’dir.

Gülşehrî, Türk Edebiyatının 14. yüzyıldaki en önemli şairlerinden biridir. Hayatı hakkında pek fazla bilgi bulunmayan şairin Ahi Evren’in müritlerinden olduğu ve Kırşehir’de kurduğu tekkede Mevlevî tarikatını yaymaya çalıştığı bilinmektedir. Gülşehrî, yaşadığı döneme göre oldukça duru bir dile ve zengin bir hayal gücüne sahip bir şairdir. Nitelemeleri ve tasvirleri ile dikkat çeken ve çekici bir üsluba sahip olan şairin eserlerinde Mevlânâ’nın etkisi görülür.Özenilmiş bir üslupla yazan ve öğretici olmasının yanında lirik nitelikler gösteren şair, sanat değeri bakımından da çağının önde gelen edebî şahsiyetlerindendir.Tasavvufî konuları usta bir ifadeyle yazan şairin dili; temiz, itinalı, sade ve güzeldir. Aynı zamanda vezni kullanışı da iyidir. Nazım tekniğine mümkün olduğu kadar dikkat ettiği ve mısralarına güzel bir ses vermeye çalıştığı görülür.

Eserleri: Felekname, Aruzı Gülşehrî, Keramat-ı Ahî Evran, Kudurî Tercümesi, Şiirler, Mantıku’t-Tayr

Aşk hikâyeleri: Toplum hafızasında uzun süre yaşayan aşkların hikâyeleştirildiği, sevgi temalı halk hikâyeleridir. Bu hikâyelere Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre, Ercişli Emrah ile Selvihan vb. örnek verilebilir.

Kahramanlık hikâyeleri: Tarihe mal olmuş kahramanları veya dinî açıdan önemli kabul edilen erdemli kişileri konu edinen halk hikâyeleridir. Bu hikâyelere Danişment Gazi ile ilgili hikâyeler, Hayber Kalesi, Van Kalesi gibi Hz. Ali ile ilgili hikâyeler örnek verilebilir.

Türk halk hikâyeleri genel olarak beş bölümden oluşur.

  1. Fasıl: Âşık bu bölümde dinleyiciyi hazırlamak, ustalığını göstermek ya da dinleyenlerin isteklerine cevap vermek için bir divani söyler. Ardından cinaslı bir türkü, ardından da olağanüstü bir konunun yer aldığı bir tekerleme söyler.
  2. Döşeme: Manzum veya mensur cümlelerden oluşan kalıplaşmış bir giriştir. Hikâyenin geçtiği yer ve zaman, hikâyenin kahramanları ve bunların aileleri tanıtılır.
  3. Hikâyenin asıl konusu: Aşk hikâyelerinde âşığın sevgilisine kavuşmak için çektiği sıkıntılar; dinî-destani hikâyelerde ise din ve kahramanlık konuları ağır basar.
  4. Sonuç ve dua: Aşk hikâyelerinin büyük bir çoğunluğunda sevgililer kavuşamaz. Hikâyenin sonunda dua edilerek hikâye bitirilir.
  5. Efsane: Bu bölümde ise kavuşamayan sevgililerin öbür dünyada kavuşacakları anlatılır.

Halk Hikâyelerinin Özellikleri:

  • Aşk, sevgi ve kahramanlık gibi konular işlenir.
  • Âşıklar olayları saz çalarak, taklitler yaparak anlatırlar.
  • Hikâyede olağanüstü olay ve kişilere yer verilebilir.
  • Halk hikâyeleri sözlü gelenek ürünleridir yani anonimdir.
  • Halk hikâyeleri 16. yüzyıldan itibaren destanın yerini almıştır.
  • Halk hikâyelerinde nazım-nesir (şiir ve düzyazı)karışıktır.
  • Anlatmaya bağlı bir türdür.
  • Girişlerde, masallardaki kadar olmasa da kalıplaşmış sözler kullanılır.
  • Halk hikâyesinin içinde masal, efsane, fıkra, dua, beddua, deyim, atasözü, bilmece
    gibi halk kültürü ögelerine rastlanabilir.
  • Özel anlatıcıları vardır. Meddahlar veya âşıklar tarafından anlatılır. Anlatıcıları okur yazar, az çok kültürlü kişilerdir.
  • Kahramanların yaptığı dua ve beddualar mutlaka kabul edilir. Kahramanın en büyük yardımcısı Hz. Hızır, ondan sonra attır.
  • Kahramanlar genellikle dört şekilde âşık olur: rüyada görme, aynı ortamda büyüme, bade içme, resmine bakarak veya ilk bakışta.

Tanzimat Dönemi’nde Hikâye
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebî kimlik kazandıran İtalyan yazar Boccacio (Bokasyö)’dür.14. yy.da yazdığı “Decameron (Dekameron)”adlı eseriyle ilk hikâye örneğini vermiştir.18. yy.da Voltaire’in (Volter) geliştirdiği bu tür Rönesans’ın etkisiyle,
19. yy.da edebiyatın en yaygın türlerinden olmuştur. Alphonse Daudet (Alfonso Dode) ve Guy de Maupassant (Giy dö Mopasan) gibi Fransız yazarlar bu türün güzel örneklerini ortaya koymuşlar. Edgar Allan Poe (Edgır Elın Po), Mark Twain (Mark
Tvain), John Stainbeck (Con Ştanbek), Anton Çehov gibi sanatçılar mizahi hikâyeleriyle bu türü daha da sevilir hâle getirmişlerdir.

Tanzimat hikâyesinde işlenen önemli temalar: Tutsaklık, zorla yapılan evliliklerin doğurduğu acı sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farklar, kadın erkek ilişkileri gibi temalardır.

Sami Paşazâde Sezai: 1859 yılında doğmuştur. Fransız sanatçı Alphonse Daudet’den esinlenerek yazdığı kısa hikâyelerle Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk hikâye (Küçük Şeyler) örneklerini yazmıştır. İlk romanı olan ve kendisine büyük ün sağlayan “Sergüzeşt”, Türk edebiyatında romantizmden realizme (gerçekçiliğe) geçişin başarılı örneklerinden biri sayılır. Hikâye ve romanlarında halkın içinden kahramanları kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yansıtmıştır. Hikâye ve romanlarında dönemine göre güçlü bir tekniğe sahiptir. Küçük, önemsiz ve şaşırtıcı konuları; ruh, çözümlemeleriyle, doğal ve günlük konuşma diliyle işler. Şiirlerinde romantizmin, roman ve hikâyelerinde realizmin izlerini görmek mümkündür.

Eserleri: Şîr, Rümuzul Edep, İclal, Küçük Şeyler, Sergüzeşt…

Millî Edebiyat Dönemi’nde Hikâye
Millî Edebiyat Dönemi hikâyelerinin ortak özellikleri ülke sorunlarına ağırlık vermek, bunların üstesinden gelebilecek kahramanlar ve düşünceler geliştirmek, betimleme ve çözümlemede gerçekçiliğe doğru gitmektir. Teknik yönden başarılı hikâyeler yazılmıştır.

Ömer Seyfettin (1884-1920): Balıkesir, Gönenlidir. Millî Edebiyat akımının en önemli temsilcilerindendir. Eserlerin Türkçe yazılması gerektiğini savundu. Arapça ve Farsça kelimelerin yerine Türkçe karşılıklarını kullandı.
“Falaka, Yalnız Efe, Hafiften Bir Seda, Keramet” gibi hikâyelerinde cehalet ve taassubu, kahramanı “Efruz Bey” olan hikâyelerinde de aldıkları yabancı kültürle benliğini kaybetmiş, dejenere olmuş sahte aydınları ele almıştır. Bir kısım hikâyelerinde ise Türklerde millî bilinci uyandırma amacını güttüğü görülür. Bu tip hikâyelerinden en çok tanınmış olanları Beyaz Lâle, Bomba, Hürriyet Bayrakları, Bahar ve Kelebekler, Primo Türk Çocuğu ve Kızıl Elma…
Bazı hikâyelerinde konular, Osmanlı tarihinin kahramanlık olaylarından alınmıştır: “Başını Vermeyen Şehit, Pembe İncili Kaftan, Forsa, Topuz…”, “Gizli Mabet” adı altında topladığı hikâyelerinde ise Batı’nın, Doğu’yu ne kadar yüzeysel bilgilerle tanıdığı eleştirilmiştir.

Eserleri: Nakarat, İlk Namaz, Çanakkale’den Sonra, Mefkûre, Herkesin İçtiği Su…

ÜNİTE 3: ŞİİR

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki dönemlerde oluşturdukları edebiyata verilen isimdir.
Sözlü Edebiyat Dönemi: Eski Türk topluluklarının sığır, şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir. Bu törenler şaman, kam, baksı, oyun ve ozan adını alan kişiler tarafından yönetilir, bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk, sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi. Koşuk: Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitlik gibi temalar işlenir. Nazım birimi dörtlüktür. Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb). Bu türün halk edebiyatındaki karşılığı koşma, divan edebiyatındaki karşılığı ise gazeldir.

İlk İslami ürünler; Kutadgu Bilig (11. yy.), Divanu Lügati’t-Türk (11.yy.), Atabet’ül Hakayık, Divan-ı Hikmet (12.yy).

Kutadgu Bilig bilgiye, akla, adalete, dünyaya ve ahirete, hayata ve ölüme, insan tavır ve davranışlarına, Türk devlet geleneğine ve teşkilatına yönelik bilgiler, saptamalar ve değerlendirmeler içerir. Bununla birlikte ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğini anlatır. Yusuf Has Hacip tarafından yazılan mutlu olmanın yollarını anlatan ve devlet yöneticilerine öğütler içeren eser, Türk Edebiyatı’nın ilk mesnevisidir.

Özellikleri:

  • İslami Dönem Türk Edebiyatının ilk eseridir.
  • Edebiyatımızda ilk mesnevi örneğidir.
  • Edebiyatımızda aruz ölçüsüyle yazılan ilk eserdir.
  • Edebiyatımızda ilk didaktik (öğretici) eserdir.
  • İlk siyasetname örneğidir.
  • Mutluluk veren bilgi anlamına gelir.
  • Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
  • Hakaniye Türkçesiyle yazılmıştır.
  • Alegorik bir eserdir
  • Üç nüshası vardır: Mısır, Viyana, Fergana.

Kaşgarlı Mahmut, geniş bir araştırma sonucunda meydana getirdiği eserine XI. yüzyıl Orta Asya Türk halkı arasında yaşamakta olan halk edebiyatı ürünlerinden canlı örnekler de almış, böylece birçok kültür malzemesinin yok  lmasını önlemiştir. Bu örnekler birtakım atasözlerinden, sosyal ve ahlaki manzumelerden, koşuklardan, sagulardan ve destanlardan seçilmiş parçalardan meydana gelir.

 

Ahmet Yesevî, hayatının sonuna kadar İslam tasavvufunun savunucusu olmuş, Yesevîye tarikatını kurarak Anadolu’da İslamiyet’in yayılmasında etkili olmuştur.

Dinî-Tasavvufi (Tekke) Halk Edebiyatı: Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra 12. yüzyılda Türkistan’da Ahmet Yesevi ile başlayan halk edebiyatı koludur. 13. yüzyılda şeyhler tekkelerini kurmuş, Mevlevilik ve Bektaşilik gibi tarikat çevreleri oluşmuştur.

Yunus Emre, tasavvufi halk edebiyatının ve ilahi türünün en büyük sanatçısıdır. 1240- 1320 yılları arasında yaşadığı tahmin edilmektedir. “Divan” ve “Risaletü’n-Nushiyye” adlı iki eseri vardır. Hacı Bektaş ve Taptuk Emre’nin dergahında hizmet etmiştir. Son derece sade bir üslupla derin anlamlara sahip dizeler yazmıştır.

Pir Sultan Abdal, 16. yüzyılda yaşamış halk ozanıdır. Pir Sultan Abdal’ın asıl adı Haydar’dır ve Horasan’dan çıkıp Sivas’a göç eden bir Türkmen aşiretine mensuptur. Dizeleriyle halkın gönül kapılarını açan, şiirlerinde samimi, anlaşılabilir bir dil kullanan Pir Sultan halk edebiyatımızın önemli bir saz ve söz ustasıdır. Şiirlerinde Allah, Hz. Muhammed, Hz. Ali, On İki İmam, ehlibeyt sevgisinin yanı sıra tabiat ve insan sevgisini, yaşadığı dönemdeki toplumsal sorunları konu etmiştir. Pir Sultan Abdal’a ait çok sayıda şiir bulunmaktadır.

Âşık Tarzı Türk Halk Şiiri: 16. yüzyıldan itibaren Anadolu’da âşık denen kişilerce ortaya konan, kendine özgü biçim ve içeriği olan halk edebiyatı koludur. Âşık edebiyatı, İslamiyet’ten önceki sözlü edebiyatın devamı sayılabilir. İslamiyet’ten önce “ozan, baksı, kam, şaman” diye anılan şairler, İslamiyet’ten sonra âşık adını almıştır.

Âşık Edebiyatı Nazım Şekilleri

Koşma, halk edebiyatının en sevilen ve yaygın türüdür. Genellikle 11’li hece ölçüsü kullanılır, nazım birimi dörtlük, birim sayısı 3-5 arasındadır. Koşmaların uyak düzeni (xaxa, bbba,ccca…) ya da (abab,cccb,dddb…) şeklindedir. Koşmanın divan edebiyatındaki gazele benzetilmesinin nedeni; her iki nazım şeklinin de “aşk, sevgi, güzellik, doğa güzelliği” gibi konuları işlemesidir.

Semai, koşmadan sonra en çok ilgi gören nazım şeklidir. Özel bir ezgiyle söylenir. Semai, koşmaya benzer. Temel fark semaide sekizli, koşmada on birli hece ölçüsünün kullanılmasıdır. Semailerde az sözle çok şey anlatmak esastır.

Varsağı, kafiye düzeni koşmaya benzer. Nazım birimi dörtlük, nazım birimi sayısı 3-5 arasındadır. Genellikle hecenin 8’li kalıbıyla söylenir. Bu yönüyle semaiye benzer, aralarındaki temel fark ezgileridir.Varsağıda yiğitçe bir söyleyiş göze çarpar. Şiire kahramanlık, yiğitlik, mertlik havası vermek için “aman hey, be hey, hey gidi!” gibi ünlemler kullanılır.

Destan, âşık edebiyatı nazım şekillerindendir. Nazım birimi dörtlüktür, birim sayısı birkaç ya da yüzlerce dörtlükten oluşabilir. Destanların uyak örgüsü koşma gibidir, hecenin on birli kalıbı kullanılır. Destanlarda, toplumun hafızasına kazınmış olaylar “kahramanlık, savaş, göç, doğal felaketler…” görülür.

Karacaoğlan: 17. yüzyıl halk şairi Karacaoğlan’ın yaşamı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Karacaoğlan’ın şiiri daha çok aşk ve doğa üzerine kuruludur. Ayrılık, gurbet, sıla özlemi ve ölüm en çok kullandığı temalardır. Şiirlerinde doğanın çok iyi gözlemlenmesinden kaynaklı olarak benzetmeler kullanır.

Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra 13. yüzyıldan itibaren Anadolu’da İslam etkisinde gelişen ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerini Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatına bırakan edebiyattır. Bu edebiyatın ortaya çıkmasında Arap ve İran edebiyatının etkisi büyüktür.

Divan edebiyatı nazım şekilleri; gazel, kaside, mesnevi, kıt’a, müstezat, rubai, tuyuğ, murabba, şarkı, terkibibent, terciibent…
Divan edebiyatı nazım şekillerinden gazel; divan şiirinde aşk, kadın, şarap konularında yazılan lirik şiirlerdir.Nazım birimi beyit, birim sayısı 5-15 arasındadır. Uyak örgüsü (aa, ba,ca,da…) şeklindedir. Gazelin ilk beytine “matla” son beytine “makta”, en güzel beytine “beytül gazel” denir

Konularına göre gazeller çeşitli adlar alır.
Âşıkâne gazel: Aşkla ilgili acı,mutluluk gibi duyguların dile getirildiği gazellerdir. Bu gazellere en iyi örnek Fuzuli’dir.

Rindane gazel: Yaşamı, içkiyi konu alan gazellerdir. Baki örnek verilebilir.

Şuhane gazel: “Nedimane” gazel de denir. Sevgiliyi aşkın verdiği zevkleri, zarif ve çapkın bir edayla anlatan gazellerdir. Nedim’in gazelleri buna güzel örnektir.

Hakimane gazel: Öğretici, öğüt verici nitelikte gazellerdir. “Hikemi tarz” olarak da bilinen bu tarz gazellerin öncüsü Nabi’dir.

Bakî (1526-1600): Osmanlı Divan Edebiyatı’nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getirmiş ve yaşarken “sultanü’ş-şuârâ” (şairler sultanı) unvanını almıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü üzerine duyduğu üzüntüyü anlatan “Kanuni Mersiyesi”ni yazmıştır. Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır.
Şiirlerinde tasavvufa değil, dünyevi aşka önem verdi.

Kaside, divan şiirinde din ve devlet büyüklerini övmek için yazılmış şiirlerdir. Nazım birimi beyit, birim sayısı 33-99 arasındadır. Aruz ölçüsüyle yazılır. Kafiye şeması gazel gibidir: aa- ba- ca- da-… Kasidenin ilk beytine “matla”, son beytine “makta”, en güzel beytine “beytü’l-kasîd”, şairin mahlasının geçtiği beyte “taç beyit” adı verilir.

Fuzûlî (1480? – 1556) Azeri asıllı Türk şair. Öğrenimi hakkında kesin bir bilgi olmayıp, eserlerinden İslami bilimler ve dil alanında çok iyi bir eğitim aldığı anlaşılmaktadır. Türkçe divanının ön sözünde, “Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir, temelsiz duvar da değersizdir.” demektedir.

Şarkı, divan şiirine Türklerin kazandırdığı, halk edebiyatındaki türkü ve koşmadan esinlenerek oluşturdukları nazım şeklidir. Dörtlüklerle yazılan bu nazım şeklinin bentlerle yazılan şekilleri de vardır.

 

Nedim: Türk edebiyatında “şarkı” denilince akla gelen ilk şairdir. Asıl adı Ahmet’tir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Müderrislik, İbrahim Paşa’nın kütüphanesinde müdürlük yapmıştır. Lale Devri’ne tanık olmuştur. 1730 Patrona Halil isyanında ölmüştür

ÜNİTE 4: DESTAN / EFSANE

Destanlar; savaş, göç ve doğal yıkımlar gibi önemli olayların etkisiyle söylenmiş yiğitlik ve olağanüstülüklerle dolu uzun, manzum hikâyelerdir. Destanlar milletlerin yaratılışını, gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini anlatır. Aynı zamanda ulusların ilk sözlü ürünleridir. Mekân ve zaman kavramları bulunsa da çok belirgin değildir.

Destanlar doğal ve yapma destan olarak ikiye ayrılır:

  1. Doğal destanlar: Doğal destanların söyleyeni belli değildir. Yazının bulunmadığı dönemlerde ortaya çıkmış destanlardır. Doğal destanlar üç aşamadan oluşur:
    • Doğuş, oluşum aşaması: Milletlerin tarihini derinden etkileyen olayların ve kahramanların ortaya çıktığı zamandır.
    • Yayılma aşaması: Yaşanan olaylar ve olaylar içindeki kahramanlar, sözlü gelenek yoluyla ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılır.
    • Derleme aşaması: Sözlü gelenekteki destanların şairler tarafından derlenmesidir.
  2. Yapma destanlar: Bu destanlar belirli bir yazar tarafından eski örneklere uygun ve manzum olarak ele aldığı doğal destanlara benzeyen eserlerdir.

Dünya Edebiyatındaki Doğal Destanlar

Yunan Edebiyatı: İlyada ve Odysseia,

İran Edebiyatı: Şehname,

Fin Edebiyatı: Kalevala,

Hint Edebiyatı: Mahabharata, Ramayana,

Alman Edebiyatı: Nibelungen,

İngiliz Edebiyatı: Beowulf (Bivolf),

Rus Edebiyatı: İgor,

İspanyol Edebiyatı: La Cid (Lö Sit),

Fransız Edebiyatı: Chansen de Röland (Şanson dö Rölan),

Japon Edebiyatı: Şinto,

Sümer Edebiyatı: Gılgamış (Bilinen ilk destan)…

 

Efsane; kişi, yer ve olayları konu alan, ,inandırıcılık özelliğine sahip olmakla birlikte, olağanüstülüklere yer veren, kaynaklarını genellikle geçmişten alan kısa ve anonim anlatılardır. Hayalî hikâye ve söylence olarak da tanımlanır.  Efsanelerdeki temel amaçlardan önemlisi toplumsal değerlerin yaşatılmaya çalışılmasıdır. Bu değerler, daha çok örnek tipler aracılığıyla devam ettirilmiştir.

Anadolu kaynaklı efsanelere örnekler:
Truva Atı (Çanakkale)
Sümela Manastırı efsanesi (Trabzon)
Kız Kulesi efsanesi (İstanbul)
Balıklı Göl efsanesi (Urfa)
Gelin Kayası, Yusufçuk Kuşu, Çoban Çeşmesi gibi birçok efsane günümüzde halk arasında hâlâ söylenen efsanelerdir.

Oğuz Kağan Destanı, MÖ 209-174 yılları arasında hükümdarlık yapan Hun hükümdarı Mete’nin doğumunun, savaşlarının ve Türk birliğini kurmasının anlatıldığı destandır. Sekizli ve on ikili hece ölçüsü kullanılmıştır. Eserde Oğuz Kağan’ın hükmettiği boyları yirmi dört kola ayırması, bu boylara isimler ve toprak vermesi, Oğuz Kağan’ın bütün dünyaya hâkim olmak istemesi, ülkesini oğulları arasında paylaştırması anlatılır.

Ayrıca Türklerin devlet anlayışı ve sosyal hayatlarıyla ilgili; avcılık, ok ve kargı kullanma, göçebelik, atı evcilleştirme, hayvancılıkla uğraşma gibi unsurlara ait birçok ipuçlarını da görmek mümkündür. Eserde sade dil kullanılmış, destanların özellikleri olan ışık, ağaç, kurt, ak sakallı ihtiyar gibi mitolojik ögelere yer verilmiştir.

Türk Destanlarının Özellikleri

  • Çin, İran, Arap, Bizans ve Batı kaynaklarından derlenmiştir.
  • Baksı, ozan, yırçı, şair adı verilen kişiler tarafından saz eşliğinde söylenir.
  • Alp, bilge, kadın ve alp-eren tipleri görülür.
  • Türk destanlarında “gök börü (bozkurt), ağaç, ışık, at, düş, kırklar, mağara ve pir” motifleri kullanılır.

Bahaeddin Ögel (1923-1989): Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olmuştur. Aynı fakültede “Uygurların Menşe Efsaneleri, Uygur Devletinin Kuruluşu” konulu doktora tezini tamamlamıştır. 1964’te profesörlüğe yükselmiştir. Üniversite hayatı boyunca önemli eserler vermiş ve sayısız öğrenci yetiştirmiştir.

Ahmet Kabaklı (1924-2001): İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünde yüksek tahsilini tamamladı. Diyarbakır ve Manisa Liselerinde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı. 1956 yılında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi. 1974’te emekliye ayrıldı. Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975). Türk Edebiyatı Cemiyetinde ve Türk Edebiyatı Dergisinde
yöneticilik yaptı.