Türk Dili ve Edebiyatı 5 Konu Anlatımı

1. ÜNİTE: GİRİŞ
2. ÜNİTE: HİKAYE
3. ÜNİTE: ŞİİR
4. ÜNİTE: MAKALE
5. ÜNİTE: SOHBET / FIKRA

ÜNİTE 1: GİRİŞ

 TOPLUM HAYATI

Edebiyatçı, toplumdan ve toplum hayatını etkileyen olaylardan bağımsız yaşayamaz. Bu nedenle eserlerinde bir şekilde toplum hayatından izler bulmak mümkündür. Halkı anlayan, onların duygu ve düşüncelerini yansıtan edebiyatçı, toplum tarafından kabul görür ve o edebiyatçının eserleri kalıcı olur.

Lale devri olarak adlandırılan dönemin ünlü şairlerinden Nedîm, yaşadığı devrin kompozisyonunu en çıplak ve edebî değer taşıyacak bir biçimde çizer. Tanzimat Edebiyatı Dönemi yazarları, romancıları ve tiyatrocuları daima toplumun yaralarına neşter vuran eserleri kaleme alırlar.

Tanzimat edebiyatı eserlerinde bir yandan toplumdaki aksaklıklar dile getirilirken diğer yandan Batı hayranlığı daha belirgin bir hâl almıştır. Toplumdaki bu çatışmalarla birlikte toplum hayatında önemli ölçüde sosyal değişimler meydana gelmiştir.

EDEBİYATIN TOPLUMLA İLİŞKİSİ

Edebiyat ilhamını toplumdan alır ve yine topluma aktarır. Bir toplumun ruhu ne kadar özgür, yaşadığı çevre güzel ve tabii olursa, aynı zamanda sanat da bu ortamdan esinlenirse o toplumun yarattığı edebiyat da bir o kadar millî olur. Böyle bir toplumda yaşayan her insan, elde ettiği millîlik vasfı ile milletine ait değerleri sözlü veya yazılı olarak dile getirir.

ÖRNEK SORU

Aşağıdakilerden hangisi edebiyat ile toplum arasında bir ilişki olduğuna kanıt olarak gösterilemez?

A) Toplumsal olayların romanlarda işlenmesi

B) Bazı yazarların işçi sorunlarını ele alması

C) Tarihî şahsiyetlerin eserlerde yer alması

D) Kimi edebî eserlerin toplumu yönlendirmesi

Çözüm
Toplumsal olayların romanlarda işlenmesi, bazı yazarların işçi sorunlarını ele alması ve kimi edebî eserlerin toplumu yönlendirmesi edebiyatın toplumla olan ilişkisini ortaya koymaktadır. C seçeneğinde verilen “tarihî şahsiyetlerin eserlerde yer alması” ifadesi ise edebiyatın tarihle olan ilişkisine örnek olarak gösterilebilir.

Cevap: C

BATI EDEBİYATI AKIMLARI VE SANATÇILARI

Edebî eserler belli bir sanat anlayışı doğrultusunda yazılır. Edebî eserlerin toplamı edebiyat ve sanat akımlarını oluşturur.

Batı’da ve Türk edebiyatında oluşan sanat akımlarının özellikleri aşağıda verilmiştir.

 

 

AKIMLAR Özellikleri
HÜMANİZM
  • İnsanları dil, din, ırk farkı gözetmeden kardeş sayan bir anlayıştır.
  • İnsanları sevmek, onların hak ve Hürriyetlerini korumaya çalışmak esastır.
  • Antik Yunan ve Latin sanat edebiyatı örnek alınmıştır.
  •  Dante(Dante), Montaigne(Monteyn), Boccacio(Bokaçyo), Petrarca(Petrarka) önemli temsilcileridir
KLASİSİZM
  • Akıl ve sağduyuya dayanır.
  • Ahlaki bir amaç güden klasikler, erdemli ve ahlaklı olmayı önemsemişlerdir.
  • “Eser; millî dille yazılmalı ancak seçkin ve soylu kimselerin dili esas alınmalıdır.” görüşünü savunmuşlardır.
  • Yazarlar, eserlerinde kendi kişiliklerini gizlemişlerdir.
  • La Fontaine(La Fonten), Cornaille(Kornel), Moliere(Molyer),
    Descartes(Dekart); Şinasi, Ahmet Vefik Paşa önemli temsilcileridir.
ROMANTİZM
  • Eserlerinde toplumsal sorunlar, günlük yaşam, millî tarih, halk masalları gibi
    konuları işlemişlerdir.
  • “Sanat, toplum içindir.” ilkesini benimsemişlerdir.
  • Hayal ve duyguya önem verdiler, eserlerinde kişiliklerini gizlememişlerdir.
  • En çok “aşk, ölüm, tabiat” konularını işlemişlerdir.
  • Dilde ve anlatım biçimlerinde oldukça serbest davrandıkları için dilleri savruk ve kuralsızdır.
  • Victor Hugo(Viktor Hügo), Schiller(Şiller), Alexandre Dumas(Aleksandr
    Düma), Puşkin; Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit
    Tarhan önemli temsilcileridir.
REALİZM
  • Gözleme ve çevre betimlemelerine önem verdiler.
  • “Sanat, sanat içindir.” ilkesini benimsediler.
  • Eserin güzel olmasına değil, bilimsel olmasına dikkat etmişler; hiçbir tezi
    savunmamışlardır.
  • Üslubun sağlam, açık, anlaşılır, söz sanatlarından uzak olmasına dikkat etmişlerdir.
  • Eserlere kişiliklerini katmayıp gerçekleri olduğu gibi anlatmışlardır.
  • Balzac(Balzak), Stendhal (Stendal), Dostoyevski, Tolstoy, Jack London;
    (Cek Landın), Samipaşazade Sezai,Halit Ziya Uşaklıgil, Refik Halit Karay
    önemli temsilcileridir.
NATÜRALİZM
  • Realizmin ileri bir aşaması olarak değerlendirilir.
  • Fen bilimlerinde uygulanan determinizmi edebiyata uygulamaya çalışmışlardır.
  • Toplumu büyük bir laboratuvar; insan deneme ve inceleme konusu; sanatçıyı da bilgin olarak görmüşlerdir.
  • Natüralistler, olayın anlatımında tamamen nesnel davranıp kişiliklerini eser katmamışlardır.
  • Eserlerinde daha çok doğal ve yalın bir dil kullanmışlardır.
  • Emile Zola (Emil Zola), Goncourt Kardeşler, (Konkort) John
    Steinbeck(Con Ştanbek), Henrik İbsen(Henrik İbsen), NâbizâdeNazım, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Selahattin Enis önemli temsilcileridir
PARNASİZM
  • Şiirde gerçekçilik olarak adlandırılan parnasizm ve realizmin şiirdeki devamıdır.
  •  Parnasyenler, şiirin objektif ve bilimsel olmasını savunmuşlardır.
    Şiirin şekli üzerinde titizlikle durmuşlar; şeklin kusursuz, eksiksiz olmasını ileri sürmüşlerdir.
  • Şiiri bir kuyumcu titizliğiyle işlemişlerdir.
  • Dilin açık, anlaşılır ve yalın olmasına dikkat etmişlerdir.
  • Toplum sorunlarından uzak durmuşlardır.
  •  Theophile Gautier(Tofil Goute), Theedore Banville(Teodor Banvil),
    François Coppee(Françoz Copi), Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Cenap
    Şehabettin önemli temsilcileridir
SEMBOLİZM
  • Eşyayı değil, eşyanın kişide bıraktığı etkiyi dile getirmek istemişlerdir.
  • Şiire en büyük katkı müzikten gelmelidir, görüşünü savunmuşlardır.
  • Klasik nazım şekilleri yerine serbest müstezat, sone, terza-rima nazım şekillerini kullanmışlardır.
  • Ruhla beden; görülen dünya ile görünmeyen dünya arasında bir denge, bir birlik, bir uyum ve kaynaşma olduğuna inanmışlardır.
  • Varlıkların renkli, ışıklı güzelliklerini akşam renklerini, şafaktaki pembeliği
    ele almışlardır.
  • Paul Verlaine(Pol Verlen), Stephane Mallerme(Stefın Malermö), Paul
    Valery(Pol Valeri), Arthur Rimbaud(Artur Rimbo), Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim önemli temsilcileridir
EMPRESYONİZM
  • Sanatta dış etkilerin içe yansımasını, içte izler bırakmasını veya bu izlere dayanarak sanat eseri meydana getirilmesini savunmuşlardır.
  • Tabiatı gerçekte olduğu gibi, bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil, ondan
    edinilen izlenimler ölçüsünde ve niteliğinde anlatmayı amaç edinmişlerdir.
  • Dış dünyaya karşı ilgisiz kalmayıp iç dünyalarını dile getirmişlerdir.
  • Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, R. Marie Rilke (Mari Rilk), Ahmet Haşim,
    Cahit SıtkıTarancı, Ahmet Muhip Dıranas önemli temsilcileridir.
DADAİZM
  • Dadaistler devamlı şüphe içinde olup hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına
    inanmamışlardır.
  • Sanatta dil, şekil, kafiye uyumuna hiç önem vermemişler, şiirin bu uyumlardan uzaklaştıkça değer kazanacağını savunmuşlardır.
  • Gülünçlüğü, kabalığı ve bayağılığı ön plana çıkarmışlardır.
  • Tristan Tzara, Louis Aragon(Luiz Aragon), Paul Eleuard(Pol Eluar)
    önemli temsilcileridir
EKSPRESYONİZM
  • İnsanın iç dünyasından doğan duyguları anlatmaya önem veren bir akımdır.
  • Sanayi inkılabının anlamsızlaştırdığı hayata karşı ruhun isyanı niteliğindedir.
  • Franz Kafka, T. S. Eliot(Elyıt), James Joyce(Ceyms Coys), O’Neil(O niıl)
    önemli temsilcileridir.
KÜBİZM
  • Nesnelerin sadece görünen yanlarını değil, görünmeyen yanlarını da anlatmaya, göstermeye çalıştılar.
  • Kübizm, şiirde şekil bakımından her türlü yenilikten yanadır.
  •  Dizeler düzenli değildir.
  • Noktalama işaretlerini kullanmışlardır.
  • Guillame(Gulam),  polinaire(Apolinar), Max Jacop(Meks Yakop) önemli
    temsilcileridir
SÜRREALİZM
  • Aklın kontrolünden kaçan şuur akışını, tesadüfe bağlı ruh durumlarını, düzensiz hayalleri, rüyaları sanata aktarmayı amaçlayan bir edebiyat akımıdır.
  • Bilinçaltı, sanatın gerçek kaynağıdır.
  • Sürrealistler, noktalama işaretlerini kullanmışlardır.
  • Andre Breton(Andre Breton), Paul Eluard, Louis Aragon; Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, İlhan Berk Cemal Süreya önemli temsilcileridir
FÜTÜRİZM
  • Geçmişi ve alışkanlıkları terk ederek bugünün ve yarının dinamik, hareketli
    hayatını yeni bir üslupla anlatmayı amaçlamışlardır.
  • Şiirde ölçü ve kafiye kullanmamışlardır.
  • Basit cümleler, sade kelimeler kullanmışlardır.
  • Dil bilgisi kurallarını dışlamışlardır.
  • F. T. Marinetti, Mayakovski, Nazım Hikmet önemli temsilcileridir
EGZİSTANSİYALİZM
  • Varlığı düşünceden çıkarmak zıtlığa düşmektir çünkü düşünce varoluştan sonra gelir. Yani insanın önce var olduğunu daha sonra kendisini tanımlayıp, özünü oluşturduğunu dile getirmişlerdir.
  •  İnsanın kendi varlığını sorgulanmasını amaçlar, “Ben kimim?” sorusuna cevap arar.
  • Bu akıma göre sanatçılar çağından sorumludur, toplumsal sorunlar karşısında duyarlı olmalıdırlar.
  •  Jean Paul Sartre (Jan Pol Satr), Albert Camus (Alber Kamü), Andre
    Gide(Andre Jit), Yusuf Atılgan, Nezihe Meriç, Bilge Karasu önemli
    temsilcileridi

İsmail Çetişli (1955-…)
İsmail Çetişli yazar ve araştırmacıdır. Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Elazığ Fırat Üniversitesine araştırma görevlisi olarak girdi. “Servet-i Fünûn’da Mesrur Şiir” teziyle yüksek lisansını, “Memduh
Şevket Esendal-İnsan ve Eser” teziyle doktorasını tamamladı. Isparta Süleyman Demirel
Üniversitesine geçti. Burada doçent, ardından da profesör oldu. Yeni Türk Edebiyatı sahasındaki çalışmalarıyla tanınır.
Eserleri: Memduh Şevket Esendal, Batı Edebiyatında Edebî Akımlar, Cahit Külebi ve
Şiiri, Yeni Türk Edebiyatı Metin Tahlillerine Giriş-Şiir…

ÜNİTE 2: HİKAYE

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1923-1940)
Cumhuriyetin ilk yıllarında Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin hikâye yazmışlardır. Reşat Nuri Güntekin’in; Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun, Olağan İşler adlı hikâyelerini Cumhuriyet
Dönemi’nde yayımlanmıştır. Hikâyelerinde; meslek sahibi kadınların durumu, modern yaşayışın yanlış anlaşılması, dinin kötüye kullanılması, çocukların ve gençlerin eğitimi, geçim sıkıntısı ve evlilik gibi konulara değinmiştir.

Sait Faik Abasıyanık (1906-1954)
Edebiyatımızda durum hikâyesinin (Çehov tarzı) temsilcilerindendir. Sait Faik’in hikâyeleri; ele aldığı konulara göre insan ve toplum, insan ve doğa, psikolojik konular olarak üç grupta toplanabilir.

Eserleri: Semaver, Sarnıç, Lüzumsuz Adam, Havada Bulut, Mahalle Kahvesi, Havuz
Başı (hikâye); Medar-ı Maişet Motoru, Kayıp Aranıyor (roman)…

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE (1940-1960)

1940-1960 döneminde hikâye türünde farklı eğilimler görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde bireyin iç dünyasını esas alan, toplumcu gerçekçi, millî ve dinî duyarlılıkları yansıtan ve modernist hikâyeler yazılmıştır.

Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Sâmiha Ayverdi, Abdülhak Şinasi Hisar gibi bazı sanatçılar bireyin iç dünyasını (psikolojisini, ruhsal durumunu) anlatmayı amaçlamış bu doğrultuda önemli eserler vermişlerdir. Bireyin psikolojisini yansıtmayı amaçlayan yazarlar; her şeyden önce eserlerinde olay örgüsünü, insana özgü bir gerçekliği
anlatmak için oluşturmuştur.

Haldun Taner (1915-1986)
İç ve dış gözlemi güçlü, zengin bir kültürle yüklü konularını yergileme ve güldürme yanlarından etkileyici bir güçle işleyen edebî kişiliğe sahiptir. Hikâye ve oyunlarında bugünün toplumsal sorunların yönelmiş; toplumun,  çevremizin tiplerinin kalıbına girerek, onları kendi ağızları ve düşünüş tarzlarıyla konuşturmuştur

Eserleri: Yaşasın Demokrasi, Tuş, Şişhaneye Yağmur Yağıyordu, On İkiye Bir Var,
Konçinalar (hikâye); Ve Değirmen Dönerdi, Fazilet Eczanesi, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (tiyatro);

ÜNİTE 3: ŞİİR

TANZİMAT DÖNEMİ’NDE ŞİİR

  • Tanzimat şiiri iki dönemde incelenir.
  • Aruz ölçüsü kullanılmış, hece ölçüsü ise deneme aşamasında kalmıştır.
  • Tanzimat şiirinin I. döneminde “gazel, kaside, terkibibent” gibi nazım biçimleri, II. dönemde Fransız şiirinin etkisiyle yeni biçimler kullanılmıştır.
  • Tanzimat şiirinin I. döneminde siyasal ve toplumsal sorunlar, II. dönemde bireysel ve duygusal konular işlenmiştir.
  • Tanzimat şiirinin I. döneminde dil biraz sade, II. dönemdeki dil daha ağırdır.
  •  Tanzimat şiirinin I. dönem şiiri dışa (toplumsal konular), II. dönem şiiri içe dönüktür (bireysel konular). Tanzimat I. dönem şairleri kanun, düzen, adalet, özgürlük, esaret, millet, vatan, bayrak gibi temaları; II. dönem şairleri ise şiirin konusunu genişleterek bireysel konuları işlemişlerdir.
  • Tanzimat I. dönem şairleri divan şiirini eleştirerek yıkmaya çalışmışlar, II. dönem şairleri ise divan şairleri gibi şiir estetiğine önem vermişlerdir.
  • Tanzimat I. dönem şairleri olarak Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’yı; II. dönem şairleri olarak da Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit gibi sanatçıları sayabiliriz.

Namık Kemal (1840-1888) İlk şiirleri genellikle gazel ve nazire şeklindedir. Bir divan oluşturabilecek kadar gazel
yazan Namık Kemal’in ilk gazellerinde tasavvufun etkisi görülür. Şairin karakteristik şiir anlayışı 1862’de Şinasi’yi tanımasından sonra şekillenmiştir. Namık Kemal; Türk şiirine vatan ve millet sevgisi, hürriyet, hamiyet, hak, hukuk, adalet gibi birtakım yeni kavramları getirmiştir. “Vaveylâ, Hürriyet Kasidesi, Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî” meşhur şiirlerindendir.

SERVETİFÜNUN DÖNEMİ’NDE ŞİİR

  • 1901 yılına kadar aralıksız devam eden Servet-i Fünun dergisi, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Fransızcadan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” makalesi üzerine kapatılmıştır.
  • Servetifünun şiirinin en belirgin özelliği dilidir. Bu dönemde ağır, sanatlı ve kapalı bir dil tercih edilmiş, estetik anlayışlarına uygun ve müzikalite yönünden ahenkli kelimeler, tamlamalar kullanılmıştır.
  • Fransız şiirinin etkisiyle yeni imgelere yer verilmiş, bunun için o güne kadar kullanılmamış kelimeler, yeni üretilen tamlamalar tercih edilmiştir.
  • Servetifünun şiirinin temelini hayal-hakikat çatışması oluşturur. Şairler, hayali gerçeğe tercih ederler; gerçeklerden kaçıp hayallere sığınırlar. Bu da sanatçıların gerçek hayatın dışına çıkmalarına, bir hayal dünyası içinde gerçeklerden kopmalarına yol açar. İçe kapanık, toplumdan soyutlanmış bir şiir atmosferi ortaya çıkar.
  • Konular çoğu zaman, romantik bir atmosfer içinde ele alınmıştır; küçük şeyler ve eşya üzerine şiir yazma modası, onları büyük ve önemli konularda eser vermekten uzaklaştırmıştır. Genel olarak, platonik aşk, aile mutluluğu, doğa sevgisi, yaşanılan
    hayatın kirliliği, karamsarlık, hayal kırıklıkları, merhamet, hüzün, toplumdan ve gerçeklerden kaçış vb. temalar işlenmekle birlikte şiirin konusu genişletilmiş; en basit günlük olay, gözlem ve duygular bile şiir malzemesi olarak kullanılmıştır.
  • Eski şiirde anlam bir dize veya beyit içinde tamamlanırdı. Servetifünun Dönemi’nde ise şiir cümlesi bir dizeden başlayıp daha sonraki dizelere, hatta şiirin bütününe yayılmış (anjambman), nazım; nesre ve konuşma diline yaklaştırılmış, bunun
    sonucunda şiirle düzyazı arasında bir tür olan mensur şiir doğmuştur.
  • Bu dönem şairleri parnasizm ve sembolizm akımından etkilenmiştir.

Tevfik Fikret (1867-1915)
“Servetifünûn” hareketinin öncüsü olan sanatçı, aynı zamanda Batılılaşmayı savunan bir düşünce adamıdır. Biçim ve özde Türk şiirine getirdiği yeniliklerle döneminin önde gelen şairlerindendir. Batılı parnesyen ve romantiklerin etkisini taşıyan ilk şiirlerinde, karamsar bir dünya görüşüyle bireysel duygularını dile getirdi.

SAF ŞİİR ANLAYIŞI

  • İdeolojilerin çok baskın olduğu bir dönemde şiiri fikirden kurtarıp gerçek ve saf hâline ulaştırmaya çalışmışlardır.
  • Ölüm, aşk, yalnızlık, metafizik, tabiat sevgisi, yaşama arzusu gibi tüm insanlığı ilgilendiren temaları işlemişlerdir.
  • Şiirde didaktikten uzak durmuşlar, musikiden yararlanarak estetik tavrı öne çıkarmışlardır.
  • “Sanat, sanat içindir.” anlayışıyla şiir yazmışlardır.
  • İmge ve çağrışıma dayalı bir dil kullanmış; şiire özgü düşsel bir âlem kurmuşlardır.
  • Düzyazıya özgü ögelerden uzaklaşmışlar, biçim kaygısı ve mükemmeliyetçilik ilkesini ön plana çıkarmışlardır.
  • Her türlü ideolojik eğilimin dışında kalıp okurda sadece estetik haz uyandıracak şiirler yazmayı amaçlamışlardır.
  • Millî Edebiyat Dönemi’nde sadeleşen dil anlayışını benimseyerek Türkçeyi daha da zengin bir hâle getirmişlerdir.
  • Sembolist şairlerin görüş ve şiirlerinden etkilenmişlerdir.
  • Şiirde ahenge önem vermiş; söyleyiş tarzı, ritim, kafiye, aliterasyon gibi ses benzerliklerinden yararlanmışlardır.
  • Şiirde anlama fazla önem vermeyen şairler, hece ölçüsünü modern şiir geleneğine yaklaştırmışlardır.
  • Şiirselliği hece kalıplarında ya da ölçü ve uyağın gücünde aramamışlar, imgelere yönelmişlerdir.
  • “Şiiri soylu bir sanat” kabul eden şairler; şiiri anlaşılmak için değil duyulmak, hissedilmek için yazmışlardır.

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)
Malûmat ve İrtika dergilerinde “Mehmet Agâh” adıyla yayımladığı ilk şiirlerinde, Servetifünun etkisi altındaydı. Paris’te okuduğu yıllarda, derslerini izlediği Fransız tarihçisi Albert Sorel’in “Dünyada henüz keşfedilmemiş iki şey vardır: Coğrafyada kutup ve tarihte Türklük.” sözü onu etkiledi. J. Moreas, Baudelaire ve Verlaine gibi çağdaş Fransız sembolistlerinin öz şiir anlayışını benimsedi.

MİLLÎ EDEBİYAT DÖNEMİ’NDE ŞİİR

  • Toplum için sanat anlayışını savundular.
  • İstanbul Türkçesi esas olarak sade bir Türkçeyle yazdılar.
  • Halk şiirini kaynak olarak benimseyen şairler hece ölçüsünü kullandılar.
  • Millî kültür ve millî tarihle ilgili konular ele alınarak milliyetçi şiirler yazdılar.
  • Duygudan ziyade fikrin ön planda olduğu didaktik şiirler yazdılar.
  • Şiirlerinde imgelere fazla yer vermediler.
  • Tam ve zengin kafiyenin yanında yarım kafiyeyi de kullandılar.

Mehmet Emin Yurdakul (1869-19449
“Türkçe Şiirler” adlı şiir mecmuasıyla millî edebiyat şiirinin öncülüğünü yaptı. Onun bütün şiirlerinin ortak paydası; halkı içinde bulunduğu karamsar ruh hâlinden, gerilikten, bilinçsizlikten kurtarmaktır. Kimliği ve tarihini hatırlatarak kendine güven duygusunu aşılamak maddî ve manevî açılardan kalkınmasını sağlamaktır. Bu açıdan bakıldığında Yurdakul; milliyetçi, idealist, halkçı ve medeniyetçi bir şairdir. Mehmet Emin Yurdakul “millî romantik duyuş tarzı”nın ilk temsilcisidir. Oldukça sade bir dil kullanmayı tercih etti. Şiirde güzelliği değil faydalıyı arayan şair, bütün şiirlerinde hece ölçüsünü kullandı. Konularını halkın hayatından ve Türk tarihinden aldı.

CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE ŞİİR

Beş Hececiler Cumhuriyet Dönemi’nin ilk yıllarında millî edebiyat anlayışını yansıtan şiirler yazdılar. Sade bir Türkçe ve hece ölçüsüyle etkileyici şiirler yazdılar. Cumhuriyet Dönemi’nde kahramanlık duygularını kamçılayan temaları, lirizmin
egemen olduğu bir söyleyişle okuyuculara aktardılar. Destansı söyleyişler, nutuk havası taşıyan didaktik şiirler yazdılar. Halk şiiri geleneğinden beslendiler. Anadolu’yu, Anadolu insanı ve millet sevgisini yücelten eserler veren sanatçılar, biçim ve içerik açısından büyük değişiklikler yaptılar.

BEŞ HECECİLER

Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç; Ziya Gökalp’in başlattığı “halka doğru” düşüncesinden yola çıkarak yurt güzelliklerinden ve yerli hayattan seçtikleri konuları işlemişlerdir. Hece ölçüsü ve arı bir Türkçeyle eser veren bu sanatçılar, dönemin yöneticileri tarafından ulusal coşkuyu arttıracak şiirler yazmaları için teşvik edilmiştir. Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik işledikleri başlıca konulardır.

Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973)
Türk şiirinde “hecenin beş şairi”nden biridir. Faruk Nafiz, ilk şiirlerini aruz ölçüsüyle
yazmış, şiir dili ve tekniği güçlü bir şairdir. Millî edebiyat akımına verdiği güçle kendisinden sonra gelen kuşaktaki birçok şairi etkiledi.

TÜRK DÜNYASI EDEBİYATINDA ŞİİR

Bugün yeryüzünde yedi bağımsız devlet, on muhtar cumhuriyet, üç muhtar vilâyet olmak üzere kırk iki ayrı coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır. Belirlemelere göre, günümüzde Türkçe konuşan insan sayısı iki yüz elli milyon civarındadır.

Türk topluluklarını Batı ve Doğu Türkleri olmak üzere iki grupta toplayabiliriz. Türkiye, Azerbaycan, Kıbrıs, Irak, Bulgaristan, Yugoslavya, Batı Trakya, Gagavuz Türkleri Batı Türkleridir; Türkiye Türkçesini örnek almışlardır. Kırım, Tatar, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Uygur, Çuvaş, Yakut, Altay Türkleri doğu Türkleridir; genelde Çağatay Türkçesini, sonra da onun devamı olan Özbek Türkçesini örnek almışlardı.

Bahtiyar Vahabzade (1925-2009)
Eserlerinde Azerbaycan Türkçesini temiz ve özenli kullanan, halkının duygularına işleyen Vahabzade, Azerbaycan’da “halk şairi” olarak anılır. 1995 yılında Azeri özgürlük mücadelesindeki hizmetlerinden dolayı istiklal nişanı ile ödüllendirilmiştir. Eserlerinde genellikle özgürlük, yurt sevgisi, din gibi temaları işleyen şairin Türkiye’de basılmış “Ömürden Sayfalar, Vatan, Millet, Ana Dili, Soru İşareti” gibi eserleri vardır. Eserleri sekizden fazla dile çevrilen sanatçının şiir, ilmî eseri, monografi, tiyatro ve makale türünde eserleri vardır.

ÜNİTE 4: MAKALE

Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği ortaya koymak, bir tezi kanıtlamak veya bir düşünceyi savunmak amacıyla yazılan ve temel ögesi fikir olan yazılara makale denir.

Temel unsuru düşünce olan makaleler öğretici yazılardır. Bu nedenle yazar tutarlı, tarafsız, bilimsel bir üslup; açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanır.

Herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak anlatmaya çalışır, böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçlar.

Makaleler giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan bir plan dâhilinde yazılır.

Türk edebiyatında ilk makale Tanzimat Dönemi’nde Şinasi tarafından Tercüman-ı Ahval’de yayımlanan “Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi”dir.

Gerek Tanzimat Dönemi’nde gerekse Servetifünun ve Fecriati Dönemi’nde yazılan makaleler, eleştiri-polemik karışımı ürünler olduğundan bugünkü makale türünden uzaktır.

Bu tür bizde ancak Cumhuriyet Dönemi’nde çağdaş bir kimlik kazanmıştır.

ÜNİTE 5: SOHBET / FIKRA

Sohbet bir konuda derinleşmeden bilgi veren, yazarın kendi düşünce ve görüşleriniokurlara aktarmaya yarayan, konuşma tarzındaki yazılardır.

Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden meydana gelen sohbet yazıları; bir düşünceyi açıklayan, geliştiren metin türlerindendir.

Okurların ilgisini çeken günlük olayları konu edinir.

Sohbet türü gazeteyle birlikte bir gelişme gösterir.

İlk örnekleri Tanzimat Dönemi’nde verilen sohbet Cumhuriyet Dönemi’nde gelişme gösterir. Türk edebiyatında diğer türlere kıyasla sohbet türünde daha az eser verilmiştir.

Cumhuriyet öncesi dönemde Ahmet Rasim “Ramazan Sohbetleri” adlı eseriyle bu türe katkı sağlamıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde Suut Kemal Yetkin, Şevket Rado, Melih Cevdet Anday ve Nurullah Ataç bu türde eser veren sanatçılardır.

Fıkra, gazete ve dergilerin belirli sütunlarında yayımlanan, güncel, siyasal ve toplumsal sorunları ele alan, bunları ayrıntılara inmeden işleyen, başlıklı, imzalı yazılardır.

Çoğunlukla bir günlük ömrü olan fıkralarda anlatımlar olabildiğince yalın ve yoğundur.

Fıkralarda yazar kendi düşünsel görüşlerini ortaya koyar. Günlük konuşma diliyle yazılan fıkralarda nükteli ifadelere yer verilir.

Türk edebiyatında fıkra yazarlığı, Şinasi’nin Agâh Efendi ile birlikte çıkardıkları ilk özel gazete Tercüman-ı Ahval’deki yazılarıyla başladı. Bu dönemde yazı türleri arasında bir ayrım yapılmayarak güncel olaylar ile ilgili fikir yazıları makale gibi okura sunuldu.

Gerçek anlamda ilk fıkra yazıları ise Servetifünun Dönemi’nde görülür. Bu dönemde Ahmet Rasim, Hüseyin Cahit Yalçın, Ahmet Haşim vb. sanatçılar fıkra türünde eserler kaleme aldı.

Cumhuriyet Dönemi’nde gelişmeye başlayan fıkra türü Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Kabaklı, Yaşar Nabi Nayır gibi yazarlar tarafından benimsenerek bu türde eserler verilmiştir.