Türk Dili ve Edebiyatı 8 Konu Anlatımı

1. ÜNİTE: ROMAN
2. ÜNİTE: TİYATRO
3. ÜNİTE: DENEME
4. ÜNİTE: SÖYLEV / NUTUK

ÜNİTE 1: ROMAN

Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Roman
Roman türü, Cumhuriyet Dönemi’ndeki siyasi, sosyal, ekonomik ve diğer gelişmelere bağlı olarak gelişim gösterir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, genellikle toplumsal konular, mütareke ve savaş yıllarının sorunları ve Cumhuriyet devrimleri ele alınır. Yazarlar, gözleme dayalı gerçekleri dile getirirler.

Sadri Ertem ve Sabahattin Ali gibi yazarlar, 1930’lardan itibaren toplumcu gerçekçi anlayışla daha eleştirel bir tutum sergilerler. 1930’lu yıllardan itibaren romanların edebî değerinde ve anlatım tekniğinde gelişmeler görülür. Türk romanında bireyin iç dünyasını ele alan eserler verilmeye başlanır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türk romanında ele alınan konular çeşitlenir. Ekonomik sıkıntılar, çok partili hayata geçişle birlikte yazarlar köyden kente göç ve gecekondu mahallelerindeki sıkıntılar gibi yeni konuları ele alır. 1950’lerde “köy edebiyatı”yla birlikte köy ve köylünün sorunlarına değinilir.

1960’larda Türk romanında hem konu hem de teknik açıdan gelişmeler görülür. Yazarlar; ortaya çıkan siyasal, toplumsal ve ekonomik değişmeler, bunların sonuçları üzerinde dururlar. Bu dönemde tezli tarihî romanlar yazılır. Kadın romancıların sayısı büyük artış gösterir.

Aydınların iç bunalımları ve toplumsal bağlantılarıyla birlikte kadın sorunu da ele alınır. 1960’lı, 1970’li yılların romanları birden fazla toplumsal ve bireysel sorunun iç içe geçtiği bir yapı ortaya koymaktadır.

1970-1980 yılları arasında roman yazarları sayısında büyük bir artış görülür. Toplumsal sorunları ele alan romanlar ve tarihî romanlarla birlikte Almanya’ya göç eden Türklerin karşılaştıkları sorunları ele alan romanlar yazılır. 1980’den sonra bireysel konular ve Türkiye’nin toplumsal yaşamından kesitler verilir; köyden kente göç ile köylülerin kentte içine düştükleri çıkmazlar, kadın sorunları anlatılır. Roman klasik yapısından uzaklaştırılır, postmodernizmin etkisiyle yeni anlatım teknikleri kullanılır. Yazarlar, belgelere dayanarak tarihe yönelir. Dinî içerikli romanların sayısında da artış olur.

Cumhuriyet Dönemi yazarlarının roman anlayışları şunlardır:
a. Millî Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Sanatçılar

Cumhuriyet Dönemi’nin de ilk romancı nesli olan Halide Edip, Yakup Kadri, Reşat Nuri gibi isimler; Millî Edebiyat zevk ve anlayışını sürdürmüşlerdir. Bu sanatçılar, romanlarında realist bir bakış açısıyla Anadolu insanının yaşam tarzını, aydın-halk çatışmasını, Millî Mücadele’yi, inkılapları ve toplumsal değişim gibi konuları işlemişlerdir.

b. Bireyin İç Dünyasını Esas Alan Sanatçılar

Cumhuriyet Dönemi yazarlarından Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar, Tarık Buğra, Sâmiha Ayverdi, Abdülhak Şinasi Hisar gibi sanatçılar bireyin iç dünyasını esas alan eserler vermişlerdir. Bu anlayışla yazılan eserlerde, olaylardan ve insanlardan hareketle bireyin iç dünyası yansıtılmıştır.

c. Toplumcu Gerçekçi Anlayışla Yazan Sanatçılar

Toplumcu gerçekçi romanlarda, toplumsal sorunlar ve çatışmalar ile köy ve kent yaşamı ele alınır. Bu anlayışla yazılan eserlerde ağa-köylü, öğretmen-imam, halk-yönetici, zengin-fakir, güçlü-güçsüz, aydın-cahil çatışması üzerinde durulur. Türk edebiyatında Sabahattin Ali, Sadri Ertem, Memduh Şevket Esendal bu anlayışın ilk örneklerini verirler.

Toplumcu gerçekçi roman anlayışı özellikle 1950’lerden 1980’e kadar Türk romanındaki  ana eğilimlerden biri olarak gelişimini sürdürür. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Talip Apaydın, Fakir Baykurt diğer toplumcu gerçekçi yazarlar arasındadır.

ç. Modernizmi Esas Alan Sanatçılar

Türk edebiyatında dış gerçeklikten iç gerçekliğe yönelen, yabancılaşmış bireyi işleyen, farklı kurgusu ve tekniğiyle Türk romanına farklı bir çehre kazandıran modernist roman anlayışı 1950’lerden itibaren eserler vermeye başlar. Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Rasim Özdenören, Vüsat O. Bener, Füruzan, Bilge Karasu, Oğuz Atay, Nezihe Meriç bu anlayışla eser veren sanatçılardan bazılarıdır. Modernist romanda gele-neksel roman anlayışından farklı anlatım teknikleri (geriye dönüş, bilinç akışı, iç konuş-ma ve iç diyalog tekniği…) kullanılır. Geleneksel romanlardaki kronolojik zaman anlayışı ve neden-sonuç ilişkisi görülmez. Bu yüzden modernist eserlerde iç içe geçmiş zaman ve olaylardan oluşan bir hikâye görülür.

d. Postmodernizmi Esas Alan Sanatçılar

Türk romanında 1960 sonrasında ortaya çıkan, 1980’den sonra yaygınlaşan anlayışlardan biri de postmodernist romandır. Postmodernizm; roman türünün temelini oluşturan olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân, bakış açısı, dil kurgusu ve tematik kurgu gibi unsurları değişikliğe uğratmakla kalmaz; metinlerarasılık ve üstkurmaca gibi birtakım yeni anlatım tekniklerini kullanır. Postmodernist romanlarda yüzyıllarca kabul gören ve kanıksanan roman yapısından farklı bir yapı meydana geldiği görülür. Oğuz Atay ve Yusuf Atılgan ile başlayan postmodern roman; Orhan Pamuk, Bilge Karasu,
İhsan Oktay Anar ve Hasan Ali Toptaş’ın eserleri ile yaygınlaşmıştır.

e. Gelenekçi Roman Anlayışına Sahip Sanatçılar

Toplumun kültürel değerlerini kurmacanın dünyasına taşıyan romanlara “gelenekçi roman” denir. Türk edebiyatında gelenekçilik, toplumun kültür değerlerine ilişkin farkındalık oluşturmaya yöneliktir. Sanatçılar; millî ve İslami duyarlıktan beslenir; tarihten, yaşam tarzından, inançlardan gelen unsurları eserlerinde işlerler. Münevver Ayaşlı, Tarık Buğra, Emine Işınsu ve Sevinç Çokum bu anlayışla eser veren romancılarımız arasındadır.

Türk Dünyası Romanı

Türkiye dışındaki çağdaş Türk edebiyatı 20. yüzyılın başlarına kadar İstanbul’daki gelişmelere paralel gelişmeler gösterir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti dışındaki birçok Türk devlet ve topluluğunda siyasi sebeplerden dolayı edebiyat, demokratik olmayan bir ortamda gelişir. Bu alanda Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı gibi dünya edebiyatında söz sahibi olan sanatçılar yetişmiştir.

Dünya Edebiyatında Roman

Avrupa’da romanın ortaya çıkmasına sözlü edebiyat ürünleri kaynaklık etmiştir. Değişen tarihî ve toplumsal koşullara bağlı olarak roman türü bugüne kadar önemli değişim ve gelişim gösterir. Roman; geleneksel roman, gerçekçi roman, modernist roman, yeni roman ve postmodern roman gibi isimlerle belli başlı beş döneme ayrılabilir.

Roman bir tür olarak karakteristik özelliklerini 19.yüzyılda kazanır. Klasisizme tepki olarak doğan, duygu ve sezgiye dayalı romantizm akımı, roman türünün gelişiminde önemli bir aşamadır. Bu dönem romanı genellikle geleneksel roman olarak adlandırılır. Pozitivist düşüncenin yaygınlaşması sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan realizm ve natüralizmle birlikte modern roman edebiyatta kendisini gösterir. Bu dönemde, geleneksel romanın sübjektifliğine, toplumsal ahlakı ön plana alan tutumuna ve geçmiş tarihî dönemlere ilgisine karşılık; objektif bir anlatım, toplumsal değerlere eleştirel bir yaklaşım; kişi, olay, zaman ve mekânın aktarımında olabildiğince gerçekçi bir bakış açısı benimsenir.

Freud, Adler ve Jung’un psikoloji biliminde yaptığı atılımların edebiyatta, siyasi, sosyal problemlerin ve izlenimci, dışavurumcu, varoluşçu, sürrealist sanat hareketlerinin yazarlar üzerinde yarattığı etkilerle birleşerek modernist romanın temelini oluşturur.

Modernist romanda olay örgüsü, karakterler, zaman, mekân ve bunların gerçeklikleri meselesi önemini kaybeder. Modernistler biçime önem vererek geleneksel romanda görülen anlatım tekniklerini ve öyküleme kalıplarını reddeder.

1940 sonrasında temellerini modernist yazarların attığı yeni roman anlayışı ortaya çıkar. İkinci Dünya savaşı sonrasında yaygınlık kazanan ve insanın var oluşunu sorgulayan egzistansiyalizm, edebiyatı felsefeyle iç içe geçiren bir akım olarak bu dönem romanında son derece etkili olur. Yazarlar geleneksel roman anlayışını yıkarak olay, zaman, mekân ve kişileri ortadan kaldırmayı amaçlarlar.

20. yüzyıl başında modernistlerin, bunların ardından yeni romancıların yaptığı atılımlardan sonra, yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan postmodern roman, edebiyatta yeni bir dönemi başlatır. Postmodernizm; modern sonrası, modernizme karşıt dönem anlamına gelir. Modernizmi reddetse de ondan bütünüyle kopamayan postmodernizm, belli özellikleri olmasına rağmen kesin kuralları bulunmayan ve çok çeşitli eserleri içinde barındıran bir akımdır. 1950’li yıllarda başlayan postmodernizm 1960’lı yıllarda yaygınlaşır ve 1980 sonrasında bu akım içerisinde yer almayan yazarların eserlerinde dahi
kendisini hissettirecek bir yoğunluğa sahip olur.

ÜNİTE 2: TİYATRO

1950 Sonrası Türk Tiyatrosu

1950 sonrasında Türk edebiyatında tiyatro yazarlarının sayısında da büyük bir artış, konularda çeşitlilik göze çarpar. Yazarlar daha çok toplumsal sorunları ele alırlar. Kimi yazarlar bireyden kimileri de olay ya da durumlardan hareketle sorunlara yönelerek bu sorunların nedenlerini nesnel bir şekilde irdelerler. 1950’lerde çok partili hayata geçilmesiyle birlikte devlet yönetimine ilişkin siyasal sorunlar da işlenmeye başlanır. Bu yıllarda Haldun Taner ve başka yazarların yeni biçim denemeleri yaptığı görülür.

Geleneksel tiyatromuzun özelliklerinden yararlanarak ulusal Türk tiyatrosunu yaratma yolunda ciddi girişimler görülür; Sermet Çağan’ın “Ayak Bacak Fabrikası”, Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” epik oyunları gibi değerli eserler yazılır.

1970’lerde Türk tiyatrosu ülkede yaşanan toplumsal ve siyasi olaylardan olumsuz etkilenir. Oyunlarda, önceki yıllarda işlenen konulara ek olarak Kurtuluş Savaşı, işçilerin sorunları, 12 Mart gibi konular işlenir.

1980’lerde ise oyun yazarlığı nicelik ve nitelik açısından bir durgunluk yaşar. Türk tiyatrosunda önceki dönemlerde görülen coşkunluk bu yıllarda görülmez. Oyun yazarları 12 Eylül sonrasında dönemin siyasi koşullarından dolayı güncel olaylardan ve toplumsal sorunlardan uzaklaşarak eski hikâyeleri, masalları, Osmanlı tarihinden değişik olayları ve kahramanları, ünlü adamların hayat hikâyelerini ve bireysel konuları ele alırlar.

Ahmet Kutsi Tecer (1901-1967)
Kudüs’te doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Edebiyat öğretmenliği, milletvekilliği, kültür ataşeliği ve öğretim üyeliği yaptı. Ahmet Kutsi Tecer; Paris dönüşü Batı tekniği ile folklor ve halk malzemesini işlemek suretiyle millî tiyatroya ulaşmak istemiştir. Eserlerinde toplumsal değişimi, değerlerine yabancılaşmayı ele aldı. Bu yönüyle onun eserleri, kaynağını yerli ve millî unsurlardan alan ve Batılı bir teknik ve anlayışla yazılan eserlerdir. Geleneksel tiyatromuzdan esinlenerek yazdığı “Köşebaşı” ile tanındı.

Eserleri: Yazılan Bozulmadan, Köşebaşı, Koçyiğit Köroğlu, Beş Mevsim, Bir Pazar Günü, Satılık Ev

Orhan Asena’nın 1960’ta yayımladığı Gılgameş (Tanrılar ve İnsanlar) adlı oyunu ilgiyle karşılanmıştır. Yazar, bu eserle birlikte
oyun yazarlığının doktorluğunun önüne geçtiğini belirtmiştir. Yazarın ilk oyunu olan “Gılgameş”; dram türünde yazılmış, dört perdelik bir oyundur.

Radyo Tiyatrosu
Radyo tiyatrosu, televizyonun yaygınlaşmadığı dönemlerde insanlar tarafından beğeniyle dinlenen bir radyo programıdır. Edebiyat ve tiyatro sanatından beslenen radyo tiyatrosu, radyonun olanakları ve sınırları içerisinde, radyonun malzemeleri kullanılarak yazılan ve kendine özgü sanatsal bir anlatı formu olan dramatik eserlerdir.

Turan Oflazoğlu (1932-…)
Adana’da doğdu. Ortaokulu ve liseyi İstanbul’da okudu. İstanbul Üniversitesinde hukuk, felsefe ve İngiliz edebiyatı okudu. Tiyatro eğitimi için Amerika’ya gider. Orada “Keziban” adlı ilk oyununu yazdı ve oyun ilk kez Seattle’de sahnelendi. 1964 yılında Türkiye’ye döndü ve TRT İstanbul Radyosu tiyatro bölümünde dramaturg olarak çalıştı.

Paragrafta Yapı
Her paragraf küçük bir yazı örneğidir. Onun da giriş, gelişme ve sonuç cümleleri vardır.

Giriş Cümlesi
Paragrafın konusunu ya da ele alınan kişiyi, olayı, durumu açıkça ortaya koyan ilk cümle giriş cümlesidir. Paragrafta anlatılardan, olayın, düşüncenin sırasına göre en önde gelen ve en genel düşünceyi içeren cümledir. Dil ve düşünce yönünden bağımsızdır, kendinden önceki bir cümleye bağlı değildir. Giriş cümlesinde kendinden önce herhangi bir açıklama gerektirecek zamir, bağlaç, edat gibi kelimeler bulunmaz. Ele alınan konuyla ilgili örnek ve ayrıntılara yer verilmez.

Gelişme Cümleleri
Giriş cümlesinden sonra gelen, ele alınan konunun çeşitli yollarla açıklandığı bölümdür. Konuyla ilgili ilgili yardımcı düşünceleri, belgeleri, örnekleri ve ayrıntıları içeren cümle ya da cümlelerdir. Bu bölümde karşılaştırma, örnekleme, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma gibi düşünceyi geliştirme yollarına başvurulur.

Sonuç Cümlesi

Paragrafın tümünden çıkarılacak kesin yargıyı belirten, giriş cümlesinde verilen düşünceyi kanıtlayan, açıkça ortaya koyan son cümledir. Dil ve düşünce yönüyle kendinden önceki cümlelere bağlıdır. Bu yüzden sonuç cümlesi demek ki, sonuç olarak, öyleyse, özetle, bundan dolayı, bu yüzden, çünkü gibi bağlayıcı kelimelerle başlayabilir.

ÜNİTE 3: DENEME

Deneme

Herhangi bir konu üzerinde, yazarın kesin yargılara varmadan görüş ve düşüncelerini samimi bir üslupla serbestçe kaleme aldığı birkaç sayfayı geçmeyen yazılara deneme denir. Deneme, süreli yayınlar (gazete ve dergi) sayesinde ortaya çıkan ve gelişen bir türdür.

Denemede daha çok, evrensel konular ele alınmakla birlikte konu sınırlaması yoktur. Deneme türünün çıkış noktası her şeyden önce yazarın kendi benlik ve izlenimleridir. Nurullah Ataç’ın deyimiyle “Benin ülkesidir.

Bu türün ilk örnekleri 16. yüzyılda Fransız yazar Montaigne tarafından verilmiştir. F. Bacon (Beykın), T.S. Eliot (Elyıt), A. Camus (Kamü), E. C. Alain (Alen), J.P. Sartre (Satr) dünyaca ünlü deneme yazarlarından bazılarıdır. Türk edebiyatında ise deneme türü Tanzimat sonrasında karşımıza çıkar.

Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal ilk deneme yazarları olarak kabul edilebilir.

Montaigne (1533-1592)
16. yüzyıl Fransız deneme yazarıdır. Ailesinin isteği üzerine Alman bir eğitmen tarafından yetiştirildi. Eğitim süresince Yunan ve Latin edebiyatını ve dilini öğrendi. Bordeaux (Bordo) Edebiyat Fakültesinde felsefe okudu. Parlamentoda danışmanlık, milletvekilliği ve belediye başkanlığı yaptı. Daha sonra şatosuna çekilerek kendini
bütünüyle felsefe ve edebiyata verdi. Avrupa’da Yunan ve Latin uygarlıklarından yararlanarak özgür düşüncenin kurucularından olmuş, deneme türünün öncülerinden kabul edilmiştir.

Eserleri: Denemeler

Tanpınar’ın gazete ve dergilerdeki yazılarının derlenmesinden oluşan “Yaşadığım Gibi” adlı kitap yedi bölüm hâlinde düzenlenmiştir. Tanpınar, deneme türündeki bu yazılarında Türk kültürü, medeniyeti, edebiyatı ve sanatı hakkındaki düşüncelerini ve görüşlerini ortaya koymuştur.

Deneme metinlerinde anlatıcı yazarın kendisidir. Deneme yazarı, kendini gizleme kaygısı taşımaz. Çünkü yazar metinlerde kendi duygularını, düşünce, gözlem ve değerlendirmelerini aktarır. “Ben” anlatımının yoğun olduğu paylaşıma dayalı ve bilginin ön planda olduğu deneme metinlerinde anlatıcı, birinci teklik kişidir. Denemeler ele alınan
konuya yaklaşımları bakımından ikiye ayrılır: izlenimsel deneme ve eleştirel deneme.

Ahmet Hamdi Tanpınar (1901-1962)
İstanbul doğdu. Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra edebiyat öğretmenliği, İstanbul Üniversitesinde edebiyat profesörlüğü yaptı. Daha sonra Kahramanmaraş milletvekili olarak meclise girdi.

Türk edebiyatının en önemli akademisyen ve yazarlarından biridir. O, Batı edebiyatını çok iyi araştırıp incelemiş Türk kültürünün ve edebiyatının ateşli bir savunucusu, etkili bir tanıtıcısı olmuştur.

Eserleri: Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Mahur Beste, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Üzerine Makaleler, Beş Şehir, Yaşadığım Gibi, Hikâyeler…

Deneme ile benzerlik gösteren türlerden biri de makaledir. Nesnel bir anlatımla yazılan makalede yazar ileri sürdüğü tezleri ve düşünceleri kanıtlar, kesin bir dille sonuca bağlar. Öznelliğin hâkim olduğu denemede ise böyle bir zorunluluk yoktur. Makalenin dili daha açık ve anlaşılır, üslubu da denemeye göre ciddidir.

 

Ahmet Oktay (1935-2016)
Ankara’da doğdu. Ankara Atatürk Lisesinde okudu. Bir süre memurluk yaptı, gazetelerde ve TRT’de çalıştı.
Çeştli dergilerde çıkan şiir ve yazılarıyla tanınmıştır. 1950’li yıllarda “Mavi Hareketi” içinde yer almış ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynamıştır. İlk dönem şiirlerinde destansı bir şiir kurmaya çalışmıştır. 1960’tan sonra toplumsal gerçekçi bir yaklaşımla İkinci Yeni’ye yönelmiştir. Kendine özgü açılımlara giderek değişik
biçimlere yönelmiştir. 1980’den sonra kültür, sanat, edebiyat sorunları üzerine yazılar kaleme almıştır. “Yol Üstündeki Semender” adlı şiir kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü almıştır.

Eserleri: Gölgeleri Kullanmak, Her Yüz Bir Öykü Yazar, Dr. Kalitrari’nin Dönüşü, Yol Üstündeki Semender, Ağıtlar ve Övgüler, Bir Yazı’nın Arayışları, Yazın, İletişim, İdeoloji, Yazılanla Okunan, Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları, Kültür ve İdeoloji,

Paragrafta Anlatım

Anlatım Biçimleri

1. Açıklayıcı Anlatım

Bilgilendirmek ve öğretmek amacıyla genellikle eğitici ve öğretici metinlerde kullanılan bir anlatım biçimidir. Bu tür metinlerde bilgilendirme amacı güdüldüğünden genellikle nesnel anlatım, sade ve açık bir dil kullanılır.

2. Tartışmacı Anlatım
Tartışma, birbirine karşıt düşünceleri karşılıklı savunmaktır. Başka bir ifadeyle bir düşünceye karşı ondan farklı olan bir düşünceyi ortaya koymak ve bu düşünceyi savunmaktır. Tartışmacı anlatım, ileri sürülen bir düşüncenin doğruluğunun kanıtlanmaya çalışılan metinlerde kullanılan bir anlatım yoludur. Bu anlatım biçiminde yazar, karşısındakiyle konuşuyormuş gibi bir tavır takınır.

3. Betimleyici Anlatım

Betimleme; bir varlığın ya da nesnenin hareketlerini, bir yerin görünüşünü, bunların kişide uyandırdığı izlenimleri anlatmayı ve okurun kafasında canlandırmayı amaçlayan bir anlatım biçimidir. Sıfatların sıkça kullanıldığı betimlemede varlıkların niteleyici özellikleri kelimelerle resmedilir. Bu yüzden betimlemede görsellik ön plandadır, okuduğumuzda gözümüzde bir tablo canlanır.

4. Öyküleyici Anlatım

Öyküleme, yaşanan ya da kurmaca bir olayın yer, zaman ve kişiye bağlı olarak anlatımıdır. Bu anlatımda amaç; olayı okuyucunun gözü önünde canlandırmak, anlatmak istenileni bir olay içerisinde vermektir. Bir olayın anlatıldığı roman, hikâye, masal gibi sanat ve tarih metinleri, anı, gezi yazıları gibi öğretici metinlerde kullanılır.

ÜNİTE 4: SÖYLEV / NUTUK

Söylev (Nutuk)

Herhangi bir dinleyici topluluğuna bir düşünceyi aşılamak, topluluğu coşturmak ve bir amaç doğrultusunda yönlendirmek için coşkulu ve edebî bir dille yapılan konuşmalara/metinlere söylev denir. Bir fikri, bir davayı karşısındaki insanlara dil ustalığı ile açıklamaya hitabet sanatı; toplum önünde bu konuşmayı yapana da hatip denir.

Söylev Türünün Özellikleri

Söylevler, düşünsel planla oluşturulur. Genellikle kısa cümleler tercih edilir ve cümlelerde daha çok haber kipi ya da mastar hâlindeki fiiller kullanılır. Hatip, klişeleşmiş sözler ve deyimler kullanmaktan kaçınır. Akıcı, içten, etkili ve coşturucu bir anlatımla siyasi, sosyal, millî, hukuki, ahlaki vb. konularda topluluğu yakından ilgilendiren bir düşünce ya da sorun işlenir. Bu türdeki metinlerde dil alıcıyı harekete geçirme işlevi ile heyecana bağlı işlevde kullanılırken söyleşmeye bağlı anlatım ağır basar.

Söylev Türünün Gelişimi

Söylev türünün Batı’daki ilk örneklerini eski Yunan edebiyatında Demosten, Latin edebiyatında ise Çiçero vermiştir. Fransız edebiyatında Bossuet (Bosse), Mirabeau (Mirabu) ünlü söylevciler arasındadır. Türk edebiyatında ise Bilge Kağan’ın Göktürk (Orhun) Yazıtları’nda Türk milletine seslenişi ilk söylev, Bilge Kağan da ilk hatip olarak kabul edilir.

Politikacıların ulusal mecliste, kapalı mekânlarda ya da açık alanlarda yaptıkları konuşmalar siyasi söylevdir. Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Hamdullah SuphiTanrıöver ve Halide Edip Adıvar gibi isimler bu türde olgun örnekler vermişlerdir.

Komutanların askere cesaret ve moral vermek için yaptıkları konuşmalara askerî söylev denir. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’un fethinden önce yaptığı söylev bu türün en iyi örneklerindendir.

Din adamlarının bireysel ve toplumsal sorunları dinî açıdan yorumladıkları konuşmalara ise dinî söylev adı verilir. Türk İslam toplumunda bu tür söylevlere hutbe de denir. Hz. Muhammed’in “Veda Hutbesi” bu türün en iyi örneğidir. Bilim insanlarının bilimsel toplantılarda yaptıkları konuşmalara ise akademik söylev adı verilir.

Evliyâ Çelebi (1611-1682)
İstanbul’da doğdu. Medreseye devam ederken bir yandan da babasının yanında çalıştı. IV. Murat zamanında Enderun’a girerek dört yıl sonra sipahi oldu. Daha sonraki yıllarda birçok ülkeyi dolaştı. Bu gezilerinde karşılaştığı olayları “Seyahatnâme” adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde anlatmış, gözlemlerini seyahatnamesinde tarih ve yer belirterek yazmıştır.